Barış

Bir ütopya: Paranın politika dışına çıkarılması hayali
Bitcoin' in deflasyonist etkisiyle satışlarda yaşanan bu düşüs bankacılarin halihazırdaki taşkınlığına çarpan etkisi yapacak ve ani krizlerin ihtimalini artıracaktır Kriz meydana geldiğinde Bitcoin güdümlü ekonomilerin ikinci sorunu, yani para arzını artırarak ekonomiyi canlandırmanın mümkün olmayışı ortaya çıkar. Normal bir ekonomideyse kriz sonrası bankerlerin gelecekten bugüne borçlandıkları paranin gelmeyeceği anlaşıldığında, hükümet bu eksik paranın bir kasmın süratle tamamlayarak bankaları (bankacıları değil) sibvanse eder ve kalanını da ekonomiyi canlandırmak için yoksullara destek ve kamu yatırımı şeklinde harcar. Para arzını artırmak için bahsedilen eylemler hızla hayata geçirilmezse, arka arkaya iflasların yol açacağı zincirleme reaksiyon bütün ekonomiyi 1930"lardaki gibi derin bir krize sokabilir Ancak böyle hızlı bir yanıt, arzı sabit ve yetkililerin kontrolü dışındaki Bitcoin'le mümkün değildir. Bunların hiçbiri spekülasyon değil, Bir zamanlar hükümetler tedavüldeki para miktarını, sahip oldukları altın miktarıyla orantılı tutmakta kararlıydılar ve bu inatları 1929 buhran1 ile sonrasındaki drama neden oldu. "Altın Standard" adryla bilinen bu yaklaşım temelde Bitcoin'in arkasında yatan, politik paradan kaçıs felsefesine çok benziyordu, Ancak önce 1931'de yeni İngiliz hükümeti, ardı- dan da 1933'de ABD Başkanı Roosevelt'in New Deal (Yeni Anlaşma) adı verilen Önetim anlayışı sayesinde altuin rezervleri ile para arza arasındaki ilişki koparıldı ve dünya ekonomisi toparlanma sürecine girdi. Tabii hükümetler, merkez bankaları ya da başka herhangi biri Para arzinı yönetmeye başlarsa politik paraya geri dönmüs oluruz, bu da zaten dediğimi doğrular.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Para sevgisi
"Varlık olarak para sevgisi (...) sonunda ait olduğu yere konacak, tiksindirici bir hastalnk olarak görülecek ve bunda hâlâ ısrar edenler de yarı hastalıkl, yarı suça eğilimli bu huylarından kurtulmaları için ruh sağlığı uzmanlarına teslim edileceklerdir." John Maynard Keynes
İş piyasası ve Ücret
1989 yilında arkadaşım Vasily ekonomi doktorasını yeni almıştı, iş bulmaya çalışıyor ancak arayışları bir yere varamryordu. Her geçen ay Çtayı biraz daha aşağıya çekiyor, gitkçe daha düşük işlere başvuruyordu. Sonunda hayal kıriklğı içinde Birleşik Krallık'tan yeni taşındığum Avustralya ya mektup gönderdi, içinde şu cümle geçiyor- du: "Bir insanın başına gelebilecek en kötü sey ne biliyor musun? Çaresizlikten ruhunu şeytana satacak hale geliyorsun ama şeytan pile ilgilenmiyor!" Büyük Mecburiyet tarafindan baskı altinda tutulan, üç kuruşa çalısmaya razı olduğu halde yine de iş bulamayan insanlar işte tam böyle hissediyorlar.
Kapitalistlerin İkiyüzlülüğü ve Devletle ilişkisi
Devlete karşı ortaya atilan en yaygın görüşlerinden biri, servetin kahraman bireyler tarafindan, bireysel olarak üretildiğidir. Dolayısıyla vergilendirme de kendilerinin hakkı olana haksız yere el konması olarak görülür. Oysa bu görüs gerçeğe çok uzaktır. Bunu görebilmek için tekrar piyasa toplumlarının başlangıcına, serflerin atalarının topraklarından kovulduğu zamana dönelim, Sence toprak sahipleri serfleri nasıl kolayca başlarından atabildi? Tabi ki devletin yardımiyla. Kral ve hükümeti toprak sahiplerine yardım eli uzattu ve köylü isyanlarımı bastırmak için asker gönderdi. Peki sence Piyasa toplumlarının temelini oluşturan bu yeni düzen nasıl korundu? Manchester, Birmingham ve Londranın kenar mahallelerinde insan onuruna aykırı koşullarda yaşayan çoğunluğa karşı birkaç sokak ötede lüks içinde yaşayanları kim korudu? En basit tabirle, şahsi servetler devlet destekli şiddetin himayesinde inşa edilip korundu. Devlet destekli şiddet, hükümetlerin o günden bugüne nüfuz- lulara sağladığı tek olanak değildir. Devlet ne zaman malların nakledilmesi için yollar, tüneller ve köprüler yapar, işçilerin sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için hastaneler ve okullar inşa eder, yoksul ve işsizleri destekler, şehir ve kasabaların güvenliğini sağlar; kısacası ne zaman gücünü ve gelirlerini toplumun istikrar ve barış içinde işlemesini sağlamaya harcarsa bireylere, özellikle de nüfuzlu olanlara servet edinmeleri için gerekli firsatları kovalayabilecek altyapıyı temin etmiştir. Bu açıdan bakuldığında devletin her zaman zenginlere muhteşem bir sigorta poliçesi sunduğu söylenebilir. Ve zenginler bu iyiliğe, prim ödemekten kaçmak için ne gerekiyorsa onu yaparak karşılık vermişlerdir.
Sayfa 74·Kitabı okudu
Kapitalistlerin İkiyüzlülüğü
Büyüyüp ekonomide daha fazla iniş çıkışa tanık oldukça akillara durgunluk veren bir kiyüzlülükle karşılaşacaksın: iyi zamanlarda bankacılar, girişimciler -ya da genel olarak zenginler- devletin karşısında durma eğilimdedirler, "büyümenin önündeki engel", özel sektörü vergilendirerek beslenen bir "parazit", "Özgürlük ve girişimciliğin düşman" görüp eleştirirler. Aralarında daha da ile giderek devletin ahlaki açıdan topluma hizmet gibi bir görevi ya da hakkı olmadığını öne sürenler dahi olmuştur; bunu da, ""Toplum diye bir şey yoktur, yalnızca bireyler ve aileler vardır,' ya da, "Toplum devletin ona hizmet edebilmesini mümkün klacak kadar iyi tanımlanmamıştır," gibi ifadelerle desteklemeye çalışmışlardır. Ancak ne zaman eylemleri sonucu bir ekonomik felaket meydana gelse, devletin ekonomi üzerindeki etkisine karşı en hiddetli konuşmalanı yapanlar birdenbire devletçi kesilir, "İhtiyacımız olduğunda hükümet nerede?" diye bağırmaya başlarlar. Bu yeni bir çelişki değildir, nüfuzluların devletle her zaman problemli sürmüş ilişkisinin bir yansımasıdır. Bir yandan devletin zenginleşmelerine sinır koyucu müdahalesinden korkarken, öte yandan buna şiddetle ihtiyaç duyarlar. Piyasa toplumlarının yarat- tığı eşitsizlik, yani muazzam zenginliklerin yanı başında yoksunluk ve yokluğun kol gezmesi onları ürkütür. Öyle ya, bir gün asmalar gazap üzümlerini taşıyamaz olur da umutsuz yığınlar çitlerle çevrili villalarıın önünde toplanmaya başlarsa onları güçlü bir devletten başka kim koruyabilir? Ama devletin ayaktakımını kontrol altında tutacak gücü varsa ve bir gün bu yığınların eline geçecek olursa, onların mülklerine el koyacak ve onlari sokağa atacak güce de sahip olacaktır.