“Ermeni sürgünü sırasında, beni Kâhya emmim sürgünlerin başına müfreze komutanı diktiydi. Şuraya buraya bir zaman gittik geldik. Sürgünün ardı alınınca ben Bucak Müdürlüğü istedim. Trabzon Valisi Azmi Bey uygununu ararken İstanbul’dan bir mektup geldi. Bizim orada Kirye Anesti adında bir Rum tüccar vardı. İttihatçıların zamanında Kâhya emmimle Rusya’ya öteberi götürürlerdi. Savaş patlayınca herif ne düşündü, düşündü, ardiyeyi dükkânı anahtar vermecesine satıp İstanbul’a gitti. Mektup bu Kirye Anesti’den... Diyor ki, ‘Mehdi yeğenim, durmasın gelsin. Burada işler gayet tatlı,’ diyor. Allah bilir ya, hiç istemedim! Kâhya emmim, ‘Atla git! Bir dolan bakalım, neyin nesi?’ dedi. Bizde büyük lafı çiğnemek yoktur. Geldim ki, İstanbul’da işlerin en kıyak sırası... Yerine düştünüz mü, bin lira yatırıyorsunuz, iki çevirmede on beş yirmi bin lirayı cebe indiriyorsunuz! Kirye Anesti, yapılacak işi çoktan kestirmiş. Romanya’dan mısır getirip Karadeniz kıyılarında fındıkla değişeceğiz. Fındığı Avusturya üstünden İsviçre’ye aşıracağız. Arada askeriyeye çalışan dokuma fabrikalarından kaput bezi, şayak mayak almak da var. Herif gâvur olduğundan açıkça girişemiyormuş. Vali Azmi Bey’ den arkalama mektupları getirttim. Düzeni kurduk. Balık pazarında, bunun kadar bir oda... Bir
masa, iki iskemle sığar sığmaz! Ama yıllar Birinci Dünya Savaşı’nın para harmanı yılları... Yirmi vagon yakaladınız mı, kazandığınız parayı yazıhane almaz. Altı aya varmadan ben paranın hesabını şaşırdım. Yunanlılar düşmanlarımıza katılıp savaşa girinceye kadar bu fırtına böyle sürdü. Yunan savaşa girince, Anesti gâvuruna, ‘Tadı kaçtı çorbacı, uygun bir şey vereyim de hisseni bana bırak! Ortalarda görünmesen hakkında hayırlı olur. Büyük yerden duydum, piyasada dolaşman sana iyilik getirmeyecek,’ dedim. İki güne