Puan vermedi·392 syf.··
2026 400. kitabı
Efsane, İskender Pala’nın tarihi gerçeklerle zengin bir hayal gücünü harmanlayarak kaleme aldığı, Osmanlı denizcilik tarihinin en görkemli dönemini anlatan sürükleyici bir tarihi romandır. Kitap, Akdeniz’i bir Türk gölü haline getiren efsanevi denizci Barbaros Hayreddin Paşa’nın, namıdiğer Hızır Reis’in hayatını, zaferlerini ve iç dünyasını konu alır. Roman, Hızır Reis ve kardeşlerinin Oruç Reis önderliğinde Akdeniz dalgalarıyla mücadelesinden başlayarak, Cezayir’in alınışına, Osmanlı devlet kademesine geçişe ve Preveze Deniz Zaferi gibi tarihin akışını değiştiren büyük başarılara kadar uzanan geniş bir dönemi kapsar. Ancak İskender Pala, Barbaros’u sadece savaş meydanlarında kazanan sert bir komutan olarak değil; aşka düşen, sanata değer veren, derin bir maneviyata ve içsel sorgulamalara sahip, etten kemikten bir insan olarak tasvir eder. Kitapta tarihi kronolojinin yanı sıra, Akdeniz’in o dönemki kozmopolit yapısı, denizcilik terminolojisi ve satır aralarına işlenmiş hüzünlü bir aşk hikayesi de geniş yer tutar. Yazarın divan edebiyatından beslenen zengin, edebi ve akıcı dili, okuyucuyu 16. yüzyılın barut kokulu deniz savaşlarına, kadırgaların ahşap gıcırtılarına ve saray entrikalarına doğru büyüleyici bir yolculuğa çıkarır. Efsane, bir milletin denizlerdeki altın çağını ve o çağa adını veren bir kahramanın insani yönlerini merak edenlerin büyük bir keyifle okuyacağı bir başyapıttır.
Efsaneİskender Pala · Kapı Yayınları · 202016,5bin okunma
Puan vermedi·367 syf.··
2026 50. kitabı
Elimde süründü. Pek akıcı bir kitap değildi maalesef. Yazarı severim ama bu sefer sıktı beni. Çeviriden de kaynaklı mantık hataları çoktu ama genel anlamda da çok sevemedim. Okunur mu? Neden olmasın. Ama illaki okunacak diye bir şey yok. Spoiler içeren konuya gelelim En başında bile ilerleyişi tahmin edebiliyorsunuz. Zerre şaşırtmıyor. Kızımız Julliet senaryo yazarı. Babası bir mafya, bu kız da mafya dünyasından kaçıp başka bir yere yerleşiyor ve annesinin kızlık soyadını kullanıyor. Arada tehlikeli durumlar oluyor suç aileleriyle savaş başlıyormuş falan bu yüzden babası Wes isimli bir beyi koruma diye kızının yanına yolluyor. Ateşle barut yanyana durmaz. Bunlar düşüp kalkmaya başlıyor derken wes vuruluyor. Bu arada wes güya polislikten atılmış vince yani kızın babası da onu yanına almış. Daha başta anladım ben olayı. Oğlan muhbirlik yapıyor. Aslında hala polis. Sonra vurulma olayının peşine bunun üstleri baya gelip gidiyor falan bir ara buna telefon veriyorlar gizlice haberleşmek için. Bizim kız telefonu bulup olayı öğreniyor. Sonra wes e diyor ki ya hemen topla eşyalarını git ya da babama derim seni vurur. Adam da eşyalarını toplayıp gidiyor ama kıza aşık bir yandan falan. Üç ay sonra ger dönüyor. Annesi buna gaz veriyor iyi kızdı yapma etme diye. Arada kızın babası tutuklanıyot falan derken bunlar bir daha bir araya geliyorlar. Sonra da evleniyorlar bitti
CrookedVi Keeland · C. Scott Publishing Corp. · 20263 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gökçen
7/10
·528 syf.··
2026 1. kitabı
Loresima’nın dört kitaplık devasa "Gökçen" evrenini bitirdiğimde hissettiğim şey tam bir duygu karmaşasıydı diyebilirim. Bir yanda kahkahalarla güldüğüm, gözyaşlarımı tutamadığım sahneler varken; diğer yanda "Yeter artık, aynı konuyu kaçıncı kez okuyoruz!" diyerek kitabı duvara fırlatma isteğim birbirine karıştı. Hikaye, çocuklukları aynı askeri lojmanda geçen, sürekli didişen maviş doktorumuz Gökçen ve Barut Timi'nin sert komutanı Murathan Karakurt etrafında şekilleniyor. Yıllar sonra Gökçen'in tayiniyle yolları tekrar kesişince o tatlı atışmaları, Murathan’ın Gökçen'i aslında yıllardır unutamadığını fark etmesi ve ikilinin bir araya gelme çabası ilk başta gerçekten çok keyifliydi. Özellikle operasyonlar, Barut Timi'nin ölümle burun buruna gelmesi ve hastane koridorlarındaki gerilim hissi insanı inanılmaz içine çekiyor. Zaten serinin açık ara en iyi yanı ana karakterlerin aşkından ziyade Barut Timi'nin ta kendisiydi! O askerlerin birbirine bağlılığı, vatan uğruna fedakarlıkları o kadar iyi yazılmış ki onlarla gülüp ağlamamak elde değil. Hatta yan karakterlerden Aybüke ve Süleyman'ın derinliği ve aşkı, yer yer ana karakterleri bile gölgede bıraktı. Ancak olaylar ilerledikçe, özellikle üçüncü ve dördüncü kitapta o saf heyecan yerini maalesef sakız gibi uzatılmış bir dramaya bıraktı. Hikaye taş çatlasa iki kitapta efsanevi bir şekilde bitebilecekken dört kitaba yayılınca aynı ayrılıp barışmalar ve tekrarlanan tripler okuma hevesimi fena halde baltaladı. Bununla da kalmadı, başlarda Murathan’ın o tatlı korumacı tavrı sonradan "Onu giyme, oraya gitme" tarzı toksik ve maço bir diktatörlüğe dönüştü. Gökçen gibi güçlü, ayakları yere basan bir doktorun bu egoist tavırlara boyun eğmesi ve ilişkinin vıcık vıcık bir hale gelmesi beni epey yordu. Üstelik yazarın o amatör Wattpad
GökçenLoresima · Ephesus Yayınları · 20237,7bin okunma
Puan vermedi·1808 syf.··
2026 241. kitabı
Lev Tolstoy, dünya edebiyatının en görkemli, en devasa ve kusursuz anıtlarından biri olan bu epik başyapıtında; sadece bir dönemin tarihini değil, insan ruhunun tüm katmanlarını ve bir ulusun anatomisini muazzam bir büyüteç altına alıyor. 19. yüzyılın başlarında, Napolyon ordularının Rusya’yı işgal ettiği o çalkantılı savaş yıllarını ve bu büyük yıkımın gölgesinde aristokrat ailelerin (Bolkonski, Rostov, Bezuhov) değişen hayatlarını merkezine alıyor. Eser, adından da anlaşılacağı üzere kusursuz bir düalizm üzerine kuruludur: Saray davetlerinin, baloların, aşkların, felsefi arayışların ve insani hırsların yaşandığı o ışıltılı "Barış" atmosferi ile cephelerin, barut kokusunun, stratejik hataların, ölümün ve vatan savunmasının çıplak gerçekliğiyle örülü "Savaş" dünyası iç içe geçer. Pierre Bezuhov’un varoluşsal sancıları, Prens Andrey’in gururu ve hayal kırıklıkları, Nataşa Rostova’nın yaşam enerjisi ve saflığı gibi yüzlerce karakter aracılığıyla Tolstoy; tarihin akışını kralların veya generallerin değil, halkın ve görünmez kitlelerin tayin ettiğini savunur. *Savaş ve Barış*; tarihin, sosyolojinin, felsefenin ve edebiyatın tek bir potada eritildiği, insan doğasına ait hiçbir duygunun dışarıda bırakılmadığı, zamanı ve sınırları aşan en büyük dünya klasiğidir.
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202125,9bin okunma
Puan vermedi·246 syf.··
2026 56. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:46
İdris naif ruhlu şiirler ile konuşan, dikişe yatkın babası attığı ilmekler ile yalnızca tene değil ruhada dokunan bir gençti Afganistan'da. Babası Hacı Abdullah terziliği öğrensin diye Kabil'in en iyi ustası Usta Habib'in yanına yerleştirir. Sadece tamir işleri yapan Usta Habib gibi sanatını konuşturur ve tıpkı onun gibi iyi işler çıkarır İdris. Birgün dükkana gelen Leyla onun kalbindekini nakşettiren güzelliktir ve kumaşlara işlenen şiirler bu aşkı büyütür ve zengin baba terzi İdris'i tehdit edip vatanını terk etmesine sebeb olur. Savaşın başlaması, İdris'in Leyla'yı araması, mücadeleler ve 9 yıl sonra Jalozai kampında Leyla'sını bulan İdris. Ama kaybettikleri, umutları, hayalleri ve feda edişleri ile birbirine tutuna bilecekler mi? Savaşın gölgesinde aşkın, hasretin, feda edişlerin anlatıldığı, dağılan hayatlarını toplama mücadelesi. Etkileyici konusu, Afganistan sokaklarını hayal ettiren anlatımı ile savaşın yaralarının derinliğini, bıraktığı izleri, parçalanmış hayatlarını toparlama çabaları çok güzel anlatılmış. Severek okudum kitabı türü sevenlere tavsiye ederim Kaderin ipliği sandığından daha uzundur kızım. Bazen o iplik koptu, hayat parçalandı sanırsın; ama asıl sağlam düğüm tam da orada, en karanlık ve en umutsuz anda atılır. Bazı yaralar dikiş tutmaz, bazı Vedalar ise hiçbir bavula sığmaz.
Nar Çiçekleri Barut KoktuğundaSamet Biricik · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20265 okunma
Puan vermedi·664 syf.·
2026 41. kitabı
Selamlar; Jared Diamond insanlık tarihinin gelişimine farklı bir gözle bakıyor. Okuyucuya sorduğu soruların başında bazı toplumlar gelişirken neden bazı toplumlar geride kaldı. Örneğin Amerikan yerlileri ok ve mızrak kullanırken neden Avrupalılar barut kullanacak kadar ilerlediler. Yazar toplumları şekillendiren teknolojik alt yapının yanında hastalıkların da insanlık tarihine etkisini sorgular. Başka bir dikkat çeken nokta ise insanların avcı-toplayıcılıktan nasıl yerleşik düzene geçtikleri, bazı bölgelerde hayvanların ve bitkilerin daha yoğun şekilde evcilleştirilirken bazı bölgeler bu konuda neden kısır kaldı. Ve tabii gerek insanların yerleşik düzene geçmesi gerekse bitki ve hayvanları evcilleştirmesinin yayılma hızı ve şekli kitabın sorduğu sorular arasında. Kitabı okurken tüm bu tezlerin bazılarına hak verecek belki bazılarını saçma bulacaksınız ama kitap bittiği zaman insanlık tarihine daha farklı bakacağınız kesin. Son olarak bir araştırma kitabı olsada kitap okurken yormayan ansiklopedi dilinden uzak okuyucuyu kendine bağlayan bir dille yazılmış. Kitapla kalın sağlıcakla kalın:)
Tüfek, Mikrop ve ÇelikJared Diamond · Pegasus Yayınları · 20189,5bin okunma