O, verd?ğ? sözü her ne olursa olsun tutan, savaşların ?ç?nden çıkıp gelmey? başaran, kend?s?n? orada sonsuza dek b?r?n?n bekleyeceğ?n?
b?lmen?n verd?ğ? güçle bütün düşmanları kılıçtan geç?ren, o sevg?l?n?n hayal?yle en büyük zorluklan aşan ve gözler?ne baktığınız anda er?y?p g?tmek ?sted?ğ?n?z adamlara ne oldu?
Öyle demedin mi bana, aşık değilsin aşk üzerine konuşuyorsun demedin mi, dedin, hassas bilenmiş pahalı bıçak gibi soktun çıkardın kelimelerini karnıma.
Başar Başaran
Duvarlar bölücü, kapatıcı, kapayıcı olmayabilir de bir yaştan
sonra. Hep gereklidirler, ama aşılırlar. Herhangi bir şeyi seçebilmek için, içimizden çizmeğe çalıştığımız sınırlara dönüşürler. Bu sınırların esnekliği, dalgalılığıdır onları ilginç kılan.
Duvarları aşıp kaçmak vardır. Duvarları aşıp girilmez
yerlere girmek olduğu gibi. Duvaryaran masalları
bu izleklerle ilişkilidir.
Usun çizdiği sınırlar hep aşılmak için vardır sanki.
İnsan iz bırakmak ister. Tarih "yapar", sanat yapıtları koyar ortaya,
anısı kolay kolay silinmeyen iyilikler ya da kötülükler eder.
Yazı bırakır, çizi bırakır, üremeyi soya dönüştürür, kanlı (ya da boyaya,
çamura bulanmış) elini basar bir duvara, bir taşa, bir kağıda.
Bırakılabilecek her izi sayacak değiliz elbet. Ama
"ele veren" izleri de, ancak bellekle yaşayabilen izleri de anmak, büsbütün gereksiz olmayabilir.
El basmak gibi ilkel bir iz bırakış, gerçekte, daha karmaşık,
daha görkemli izler bırakmak isteyenlere bir uyan idi ama bu uyarıya
kulak vermek, az kişinin başarabildiği bir iş olmuş ... İz kalmışsa,
daha ne istenir? Oysa izi bırakan hep adıyla sanıyla anımsanacağını
sanmıştır.
Bunu da başaran var ama bu ad bu san ne kadar
dayanıklı? Bir düşünsek ya ...