Zaman zaman bir alıp başını gitme duygusu hasıl olurdu içimde. Başka bir şehre, beni kimselerin tanımadığı. Her şeyi geride bırakmak, sadece nefes alıp vererek yaşamak. Sokaklarda avare avare dolaşmak. Bir banka oturup denizi saatlerce seyretmek. Uzuuun uzun uyumak.
Oradan çekip gitme, isyan etme, kaçıp kurtulma ihtiyacı öyle bir büyüyor ki ağzına kadar doluyor: Oradan çıkma, kaçma, başını alıp başka bir yere, olabildiğince uzağa gitme isteğiyle öylesine dopdolu ki...
Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor