10/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 16:35
Bir kitabın daha sonu. Fevkalade bir son. Ya da kötü sonla biten fevkalade bir yol, sona gidiş için. Her bir karakteri ayrı ayrı değerlendirmenin boş zahmet olmayacağı bir eser. Kısa bir özet: Başkarakterimiz Martinin bir tesadüf sonucu Mors ailesini tanıyıp evlerine misafir olmasıyla başlıyor serüven. Evin kızı olan Ruth'un etkisi altına giren Martin, bir süre sonra onu takıntı haline getirecek ve hayatını ona göre yaşamaya başlayacaktır. Burjuva ile hiçbir bağlantısı olmayan Martin, bu ortama girdikçe cehaletinin ne denli yüksek olduğunu idrak edecek ve işi gücü bırakıp gelişimine zaman ayıracaktır. Bunda Ruth'un teşviki oldukça fazladır. Toy birinin, kendisi tarafından yetiştirilmenin azgın çekimi de diyebiliriz. Bilahare özgüveni artan, öğrendikçe ufuklarının genişlediğini sezen Martin kendisini tecrit ederek ortamlardan, hikayeler, şiirler, kitaplar yazmaya koyulur. Ancak talih henüz yanında değildir. Bu sıralarda Ruth ile ilişkisi ileri bir boyuta taşınan Martin, sürekli çevresinin kendisine telkin ettiği üzere iş bulup çalışması gerektiği gerçeğini bir türlü ciddiye almamış ve yazmaya devam etmiştir. Morse ailesinin bulunduğu toplumsal konum sebebiyle, kızlarının işsiz-güçsüz ve üstelik kendilerine göre cahil olan - onlara göre okul okumayanlar cahil oluyordu- bu gence kızlarının gitmesini istemiyorlardı. Sefalet içerisinde yaşayan Martin ise mütemadiyen yazıyor ve araştırıyordu. Durum böyleyken en sonda Ruth, ailesinin dayatmaları sonucu Martin ile ilişkisini bitirmeye karar verir. Genç için algılaması biraz zor olsa da alışır ve yeni ortamlar ile kendisini geliştirmeye devam eder. Morsların evinde tanıştığı Brissenden ile muhtelif konular üzerinde konuşmalar yapıyor, Sosyalist ortamlara da girerek, felsefi ve siyasi anlamda düşüncelerini harmanlıyordu.
1K
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
kitap yorumu
8/10
·336 syf.··
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 23:43
Yazarın okuduğum ilk eseriydi ve söylemeliyim ki hayran kaldım. Kahramanımız Mürşit'in dünyası, baştan sona karamsarlıkla örülüdür. "Gerçi yaşamayıp ne yapılacağını da bilmiyordu, bunu pek düşünmek istemiyordu, düşünürse dayanamamaktan, içinin yine alıp başını gitme isteğiyle dolmasından korkuyordu." Mürşit, ailesi yüzünden hayalini kurduğu hayatı yaşayamamış ve bu yüzden içten içe çürümeye başlamıştır. Bu süreçle de susarak baş etmeyi seçiyor; çünkü mücadele edecek, düşüncelerini ve isteklerini paylaşacak, direnecek gücü kendinde bulamıyor. Roman boyunca Mürşit’in pişmanlıklarını, keşkelerini, kendini asla affedemeyişini ve vicdanının ağır yükünü okuyoruz. Romanın sonunda ise Mürşit dünyadaki rolünü kabullenir. ️Okurken yer yer Mürşit’in karamsarlığına ve çabasız, boş bir hayat sürmesine öfkelensem de romanın yüzümüze çarptığı o sert gerçeklikten kaçamıyoruz; yazar bunu sade ama etkileyici bir dille aktarmayı başarmış. Keyifli okumalar
1000Kitap
Dünya AğrısıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20216bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
6/10
·216 syf.··
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
Ayfer Tunç sanki Pluribus Carol gibi yazdıklarından nefret ediyormuş da yine de aşırı aşırı sattığı dolu dolu okunduğu için para kazanmaya devam etme gayretiyle çirkin bir itici güçle yazıyor gibi hissettim bu kitap özelinde, dağınık, zaman kaymalarına başı sıkıştığında başvuracak kadar savruk, bütün bunların yanında okumakta hiç zorluk yaratmayan akıp götüren bir hikâye oluşturmuş ama ne yalan söyleyeyim kitap yazma cesaretimi bulduracak kadar basit şikayetler üzerine kurmuş öyküsünü. Basit derken anlamsız ve çözümsüz demiyorum aksine iyi ki söz ediyor kadınların üstündeki ezici baskıdan ve bundan doğan başını alıp gitme tavrından hatta umarım örnek olur da "hayır, istemiyorum, uzak dur" gibi ifadeleri daha sık, daha kolay duyabiliriz başta kadınlardan sonra zorla çirkince bi hayatı yaşamaya mahkûm edilen her insandan. Keşke yaratıcı odağımız bu kadar temel sıkıntılarımız üzerine değil de hiç bilmediğimiz konularda ufuk açmak üzerine olsaydı diyorum bazen. Bu her gün karşımıza çıkan yığınla sorunlu, sorumlu halimiz bile tekrara düşünce sıkıyor ama Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor, ne yazık ki. Menfur : Arapça kökenli (manfūr) bir sıfat olup, nefret edilen, tiksinti uyandıran, iğrenç ve sevilmeyen anlamlarına gelir. Kâgir ev : taşıyıcı duvarları taş, tuğla, briket, beton veya kerpiç gibi yanmaz, mineral esaslı malzemelerden inşa edilen dayanıklı yapı türüdür. Yığma ev işte, görselden bakınca heiii dedirtiyor, bunun adı kâgir miymiş? Kartela : özellikle tekstil, boya, mobilya ve inşaat sektörlerinde ürünlerin renk, doku, desen ve kalite çeşitlerini küçük örnekler halinde bir arada sunan görsel sunum aracı veya katalogdur. Bu kelime güzelmiş bak işte, öyle farklı çeşitleri bir arada sunan yelpaze gibi görünen türleri
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
Puan vermedi·296 syf.··
2026 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 19:23
"Geçmiş hiç de soyut değildir, çok küçük, somut şeylerden oluşur." Geçen sene babamın otuz beş yılı devirmiş esnaflığı, hastalığı sebebiyle sona erince dükkanını kapatmak zorunda kaldık. O süreçte dükkandaki kasayı da boşaltırken içinden çocukluğumun boya kalemleri çıktı. Üzerinde kanoya binmiş bir Kızılderili fotoğrafı ve arkasında rengarenk gökkuşağı ile 12'li kuru boya takımı. Babamın fazladan alıp kasaya attığı, biz istedikçe de getirip bize verdiği o boya kutularının sonuncusu yıllarca kasada beklemişti. -Biz büyüyüp de artık onlara ihtiyaç duymadığımız zamanlar geldikten sonra.- Onu görünce, nesnelerin gerçekten ruhu var diye düşündüm. Geçmişten gelen bir eşya bir insanı hem bu kadar mutlu edip hem geçmişe özlemini körükleyip hüzünlendirebilir miydi? Geçmişe gidemiyoruz ama geçmişi bugüne getiren nesneler varmış gerçekten. Gospodinov'un Zaman Sığınağı kitabında geçmişi bugüne getirme fikrini okuyunca aklıma direkt o boya kutusu geldi. Kitapla kurduğum bağ böyle tanıdık güçlü bir yerden kuruldu. Bu da hiç sıkılmadan severek okumamı sağladı. Çocukluğunuzdaki oturma odanızı, ilkokuldaki sınıfınızı ya da yaşadığınız sokağı çocukluk zamanlarında nasılsa yine öyle görmek, her şeyi eskiden olduğu gibi, tüm o eşyaları, kokuları, sesleri eskisi gibi yerli yerinde bulma fikri herkeste bir heyecan uyandırır bence. Yazar, alzheimer hastaları için "geçmiş odaları" kurma fikriyle başlayıp zamanla odalardan binalarda geçmiş on yılları kurma projesiyle geçmiş hayalini gerçeğe dönüştürmeye devam ediyor. Daha sonra bu proje şehirleri ve ülkeleri de içine alan bir hal alıyor. Kitabin kahramanı, hasta olmayan insanlar için de bunu yapabileceklerini düşünüyor. Çünkü sağlıklı insanların da bunu isteyeceğini söylüyor. Öyle de oluyor zaten. Günümüzde insanlar hiçbir şeyin yolunda
Edebiyat
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,743 okunma
8/10
·368 syf.··
2025 105. kitabı
‘’Sadece uzaklara gitmeyi göze alanlar ne kadar uzağa gideceğini öğrenebilir’’ Pauline bu sözü Burak’a söylerken on dokuz yıl sonrasına göz mü kırpmıştı acaba? 90 lı yıllara uzanıyoruz öncelikle kültür merkezinde babasının Fransızca derslerine giren Burak başka bir öğretmen olan Mösyö Boulanger’in derslerine de katılır ve Pauline’yi görür. Pauline ile tanışması yaz boyu beraber geçirilen arkadaşlıklar, dönemin müzikleri, İstanbul gezileri, anılar ve tekrar bir araya gelme sözü verilmesi! Burak mavi mektuplar yazar Pauline’ye.. Zaman akar gider. Şimdilerde bir üniversitede felsefe akademisyeni olarak hayatına yepyeni insanlar ve arkadaşlıklarda katsa Burak Pauline’yi hiç unutmaz elbette! Ve sonra bir film festivali afişinde tanıdık bir yüz ile karşılaşır. Tüm dünya tam bu anda durur Burak için... Asıl mutluluğu onu bir yerden yeniden kendi dünyasına katma şansı bulması olarak düşünecekti sonraları. En yakın arkadaşı ile Paris'e gitme fikri de çok cazip gelir elbette! Pauline’yi bulacak ve onu tekrar görecekti...Mümkün olursa onsuz geçirdiği on dokuz yılı konuşacaktı.. Peki bu sandığı kadar kolay mı olacaktı? Burak ve en yakın arkadaşı Ediz, sonradan Buket’inde bu geziye katılması ile Atina’da başlayan nihayet birçok Avrupa şehrinden sonra Paris'te tek kişilik sonlandırılan yolculukta Burak’ı nasıl bir içsel aydınlanma bekliyordu dersiniz? Edebiyat, sanat, felsefe, hayat ve aşk! Düşlerinizde yaşattığınız geçmişinizin peşinden ne kadar ileriye gidebilirdiniz? Burak'a eşlik etmek isterseniz alın kadehi elinize ve çok gecikmeyin..
Ben Pauline'i Arıyorum Ama OBurak Çapraz · Edebiyatist Yayınevi · 202560 okunma
Sen de başını alıp gitme ne olur...
Puan vermedi·496 syf.··
2025 8. kitabı
ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK Roman kadın karakter Batsheba'nın etrafında örülmüş bir İngiliz klasiğidir. Thomas Hardy'nin bir zamanlar ressam olması romanın manzara tasvirlerine yansımış, manzarayı okumuyoruz da sanki seyrediyoruz öyle güzel bir anlatımı var. Batsheba amcasının miras kalan çiftliğine sahip olur. Zenginlik karakterinde pek bir şey değiştirmez çünkü kendisi doğuştan kibirli bir kızdır. Borçla çiftlik sahibi olan Gabriel Oak, Batsheba ile evlenmek istediğini söyler ama tabi bizim kibirli kızımız kabul etmez. iyi ki de kabul etmez Gabriel iflas eder ve kadere bakın ki fakir aşık Batsheba'nın çiftliğine hem çoban hem de platonik aşık olarak işe başlar. Batsheba o kadar güzel kadın ki herkesin dikkatini çeker sadece yan komşusu Bolwood pek ilgilenmez, tabi bu durum bizim kızı ufaktan sinirlendirir ve küçük bir şaka yapar, sonradan çok pişman olacağı şaka,bir kart gönderir, - benimle evlen! Bolwood'un aklına girer. Bolwood zaman geçtikçe Batshebayı takıntı haline getirir, evlenme teklifi eder. Bizim kız söz vermez ama kapıyı da tam kapatmaz. Bolwood üç haftalığına şehir dışına çıkar o sırada şehire hayta çavuş Troy gelir, bizim kız gönlünü bu hayırsıza kaptırır. Onunla evlenir. Bolwood delirir tabi ama yapacak da bir şey yoktur Mecnun gibi olsa da pek belli etmemeye çalışır. Bu yanlış evliliğin sonucu olarak çiftlik işleri aksar, adam kıza kötü davranır ve en sonunda onu başka bir kadına değişir. Olaylar bundan sonra kopuyor zaten. Batsheba, Gabriel, Bolwood kaderleri kendilerinin bile hayal edemeyeceği kadar değişir. Sonunda en iyi sona sabırlı ve iyi yürekli Gabriel ulaşır. Canım benim sen ne iyi adamsın be Gabriel. Sonuç olarak; kibirli olmak bakış açısını daraltır, yanlış tercihler yapmana sebep olur. Takıntılı olmak: yorucu yolculuk ve bir o kadar da
Çılgın Kalabalıktan UzakThomas Hardy · ‎Can Yayınları · 20254,395 okunma