Popüler bir kitap olduğu için merak edip okudum gerçekten de farklı ve akıcıydı. Başkarakterimiz Millie hizmetçi olarak bir evde çalışmaya başlar sabıkalı olduğu için de bu işten vaz geçemez. Patronu Andrew'a da ilgi duymaya başlar. Olaylar da öyle gelişiyor yalnız kitap çok ters köşelerle doluydu. İlk başlarda kitap çok basit ilerliyordu ama sonlara doğru çok farklı şeyler oldu sırlar ortaya çıktı diyebilirim. Ben bahçıvan Enzo karakterini beğendim, yardımsever ve anlayışlıydı.
Spoiler olacak şimdi ama kitapta bir tane ruh hastası yokmuş 2 tane varmış meğerse. Millie de bildiğin sinir hastası son yaptığı şey bana çok fazla geldi 4 tane diş çok değil mi? Tamam o kişi de hak ediyordu ama bu kadarını değil sanki ya. Sonunu böyle beklemiyordum.
Çin edebiyatından okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum.
Öncelikle kitabın dili, anlatımı çok basit bir çok yerinde aynı cümlelerin kullanılıyor olması da biraz rahatsız edici gelmesine rağmen Fugui'nin yaşamına ortak oluverdim.
Çin kültür devrimi aşamalarının hikayenin kronolojik yapısını oluşturması da sayfalar arasındaki yolculuğumu daha verimli kıldı.
Hikayeye gelince çok can yakıcı göz yaşlarıma direnemediğim bir çok nüans yaşadım. Ölümün karanlığında defalarca mahsur kaldım. Her insan başka bir evren, her insan başka bir kitap aslında.
Fugui ile yolu kesişen gezginin böyle bir hikayeyle karşılacağını kimbilebilirdi ki? Bu "kim bilebilirdi?" Sorusunu defalarca okuyacaksınız. Incelememin başında rahatsızlığımı belirttiğim durumun spesifik örneği bu soru cümlesi.
Kitabı okumadan önce kitapla ilgili incelemelere göz attım ve çoğunda aynı yargıya rastladım "adıyla bağdaşmayan bir kitap" ben bunun tam aksine kanaat getirdim. Kendim okuduktan sonra tam da adına yakışır bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yaşamanın kaç ölüme gebe olduğunu anlatıyor bize. Ben bu kitabı tek cümle ile şu şekilde özetleyebilirim: "Ne kadar çok yaşarsan o kadar çok tanırsın ölümü."
Resim, sadece bakılan bir nesne değil, çözülmesi gereken bir görsel düşünme biçimidir. Venturi, bu kitap sayesinde izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp aktif bir “okur” haline getirmeye çalışıyor. Bir tabloyu anlamak için önce onun neyi temsil ettiğinden çok, nasıl kurulduğuna bakmak gerekir. Kompozisyon, çizgi, renk, ışık, boşluk ilişkisi gibi unsurlar Venturi’ye göre resmin gerçek anlamını belirler. Bu yüzden kitabın tonu sık sık neredeyse teknik bir farkındalık eğitimi tonunda. Venturi’nin yaklaşımı özellikle modern sanatın anlaşılmasında bir temel oluşturuyor. Çünkü modern resimde “ne anlatıldığı” çoğu zaman belirsizdir, geriye “nasıl kurulduğu” kalır.
Kitap, özellikle resimle yeni temas kuran biri için ortada bir metin. Bana zaman zaman basit, tekrarlı ve çelişkili geldi. Başka okurlara muhteşem bir kitap olduğunu hissettirebilir. Kitabın okura kazandırdığı beceri, bir tabloya bakıp “güzel mi?” sorusundan önce “nasıl kurulmuş?” sorusunu sormayı öğretmesi. Kısacası Venturi’nin kitabı, bir görme eğitimi metni gibi çalışıyor. Resme bakmanın otomatikliği yerine, düşünmeye zorluyor.
Örneklediği resimlerin renkli numunelerinin bulunduğu kitap, bazı resimlerin bahsedildiği yerden sayfalar sonra verilmesi nedeniyle okuru yoruyor da. Birkaç parmağınızın kitabın farklı sayfaları arasında olduğu durumu hatırlayın :)
Deli Targaryenlerin hayatını merak ettiğim bir dizi sürecini geçirip 3. Sezon gelmeden önce meraktan ölmeme adına başladığım Ateş ve Kan hakkında birkaç duygu düşünce şeysidir….
Öncelikle Ursula Le Guin dışında fantastik edebiyat okumadığım için acaba onca ismi aklımda tutar mıyım, ders çalışır gibi roman mı okunur, ben kpss çalışırken bile Osmanlı hanedanı hakkında not tutmadım buna mı tutayım gibi kaygılarım olmasına rağmen tüm bunların gereksiz olduğunu ilk sayfalardan hissettiren G. R. R. Martin dedeye teşekkürler….
İlk sayfalardan hemen içine alıp basit ama nüktedan bir kalemle yazılan kurgu OHA BEN FANTASTİK EDEBİYAT SEVERMİŞİM hissi yarattı. Öğretmenler odasında bazen kahkaha atmana vesile olduğu için çevreme bakıp lan beni deli sanmasınlar bakışı atıp kimsenin olmadığını fark edince devam etmem de cabası…. Global platformlar diziyi feminist ve queer bir düzlemde çekiyor sanırken kitapların da bu şekilde yazılmış olması benden tam puan aldı. Sadece Targaryenler deli sanırken diğer hanelerin de onlardan aşağı kalır yokmuş. Hepsi manyak abv, ahanda şu karakter iyi diyeceğimiz kimsenin olmamasına ayrıca bayıldım….
Kitap vadideki nehirler gibi aktığı için sabah akşam okudum… arkadaşlarımın goygoy görüşmelerini hep ertelememe sebep olup sosyalleşmeyi unutsam da aldığım keyif paha biçilemez.
Dizinin yeni sezonuna bir hafta kalmışken beklentiyi arşa çıkardım bekliyorum!
Ateş ve KanGeorge R. R. Martin · Epsilon Yayınevi · 20191,506 okunma
KLASİKLERLE FELSEFE
(Felsefi Ünceleme)
NIGEL WARBURTON
Klasiklerle Felsefe, 1962 doğumlu Britanyalı ünlü felsefeci Nigel Warburton tarafından kaleme alınan ve felsefe tarihinin en önemli yapıtlarını rehber eşliğinde inceleyen popüler bir felsefeye giriş kitabıdır.
Eser, akademik jargondan uzak ve son derece anlaşılır bir dille yazılmış.
Kitapta, antik çağdan günümüze kadar uzanan süreçte felsefe tarihine yön vermiş tam 32 büyük eseri incelenmiştir.
32 filozof ve 32 eserin tam listesi şöyledir:
Platon – Devlet
Aristoteles – Nikomakhos'a Etik
Boethius – Felsefenin Tesellisi
Niccolò Machiavelli – Prens
Michel de Montaigne – Denemeler
René Descartes – Meditasyonlar
Thomas Hobbes – Leviathan
Baruch de Spinoza – Etika
John Locke – İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme
John Locke – Hükümet Üzerine İkinci İnceleme
Dili bildiğiniz İskender Pala, bence ağır ama kitaplara onun farkını katan da bence bu. Hikaye heyecanlı başladı, bir sonraki adımı düşündürdü ama sonunda basit bir şekilde bitti.