- Hayır. Gençliğimden itibaren hedeflediğim, istediğim ne varsa imkânlarım ölçüsünde el ettim. Ah keşke diyebileceğim şey de yok denecek kadar az aslında. Bunları hep düşündüm. Kendimdeki bu boşluğun nedenini bulmak için geçmişimi kadavra gibi inceledim. Söylediğim gibi, işimden, ailemden memnunum. Ufak tefek sorunlar her zaman olur. Olmalıdır da belki. Yoksa her şeyin arzulandığı gibi olması ya da sorunsuz bir yaşamın varlığı çok anlamsız olurdu. İnanın, içinde bulunduğum ruh haline bu küçük sorunlar itmiş olamaz. Bu öyle çözümü basit olan bir sorun değil. En azından bana öyle geliyor. Tabi siz daha iyi bilirsiniz.
Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa, başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? En basit sorunların çözümünde bile bocalayan bu sözde devrimci gölgeyi, hiç düzeltmeden, biraz olsun çekidüzen vermeden, amaç edindiğimiz ülküleri gerçekleştirmek için hemen kavganın ortasına atıverelim mi? Kendini yönetmeyi beceremeyen kişileri, toplumları yönetmek, onlara yeni yollar göstermek için hemen başa geçirelim mi? Yoksa, toplu eylemlerde kütlelerin başına belâ olan zayıf kişilikleri önce sert ve sıkı bir sınavdan mı geçirmeli?
-Güzelsiniz ama boşsunuz, demiş onlara sonra. Kimse sizin için canını vermez. Elbette herhangi biri benim gülümün size benzediğini sanacaktır. Ama o, sadece o, hepinizden daha önemli, çünkü o benim suladığım gül. Çünkü fanusun altına koyduğum gül o. Çünkü rüzgârdan koruduğum gül o. Çünkü tırtıllarını (kelebek olabilsinler diye bir iki tanesi hariç) öldürdüğüm gül o. Çünkü yakınmasını, böbürlenmesini, hatta bazen susmasını dinlediğim gül o. Çünkü o benim gülüm.
...
-Elveda, demiş tilki. İşte sana vereceğim sır. Çok basit bir şey: Yalnızca kalbinle iyi görebilirsin. Asıl önemli olan şeyler göze görünmez.
Basit anlamda egosundan ötürü bencil olan insan her şeyi sadece ve sadece kendisi için yapardı. İyi bir insan olmak, düzgün bir anne veya baba olmak, bir abla veya ağabey, kardeş, eş, arkadaş olmak hep dışarıdan bir başkası tarafından onay almak, takdir görmek ve varlığını ortaya koymak içindi. İnsanın "Beni görün!" feryadıydı. Hayatın paradoksu da burada bununla başlardı. Aslında bunların her biri tarif ve tanımıyla bizden yapılması beklenen öğretiler ve dayatılan sorumlulukların sonucuydu.