x = y
Kitabı okurken kendimle çok sıkça çeliştim. Bazen "kabul ettim" dediğimiz şeyler, bir X tarafından ya da bir Y tarafından söylenilmeyip ya da okunulmayınca insan tam olarak neyi kabullendiğinin farkına varmıyor; ki bu aynı zamanda neyi kabullenemediğinin de... Nereye bakarsam bakayım aynı şeyler ile karşılaşmaktan sıkılıyorum artık. Çünkü papağan gibi yüzyıllardan beri süregelen aynı polemikler ve sorunlar. Pek saygıdeğer Shakespeare (ki onun var olup olmadığı da hâlen sorgulanmaktadır; biz bu detayı atlayıp elimize gelen ürün üzerinden anlatıma devam edelim) de yıllar önce aynı sorunlardan bahsetmiş: iki farklı cins ve sonunda yaşanılan ölüm. Peki ama neden demez mi insan? Kaç yıl olmuş, aynı olaylara aynı tepkiler veriliyor ama sonuç değişmiyor. Basit bir denklem kurmak gerekli: Biz bu cinslere, sırf insanlar yargılayıp "ayrımcılık" demesin diye sıradan X ve Y diyelim. Peki, X = Y sonucuna ulaşıyorsak o zaman neden sorun çözülmedi? Arada alma-verme dengesi bozmak gerektirecek bir şey yoktur çünkü eşittir sorun konuşulup çözülebilir. İki taraf da gücünden bir şey kaybetmez, o zaman sorun basitçe çözülür. Ama eğer cidden ortada bir farklılık varsa, yani X ≠ Y ise işte o zaman sorun çözülmez. Ki zaten X = Y olsa neden biz cins isimleri koyuyoruz? Hepsine "B" deriz biter ya da "A"... Demek ki benim A ya da B olmam arasında bir fark var ki bundan dolayı X ve Y oluşmuş. Kitapla ne alakası mı var? Kitapta, kitabın en büyük kısmını kaplayan "Lükres'in İğfali" kısmında kadının ölmesi ile sonuçlanan bir aşk anlatısı vardır . Ne gerek vardır öldü? hayat ona onun yaşadıklarına yer vermedi onu yasaklı alana itti. Kadına karşı yapılan saldırı, kadının sonuna sebep oldu; hem de kendisi tarafından. Yasaklanan alan ne peki? Yasaklanan alan; tabularımız... Farklı farklı de
nefes
​Dünya, zihnini ön planda tutanlardan ötürü zindan… Kalp konuşsa, kalır mı hiç kir? Kalp çocuksa, çıkar mı hiç ateş? ​ Aldatmayı ortalıkta övdünüz, Dolandırmayı uyanıklık saydınız. Lüksü, hayatınızın olmazsa olmazı yaptınız; Sevgiyi basitçe yok ettiniz, Sevmemeyi zor yaptınız. ​ Bir bakışı kusursuz istediniz, Bir kuruşu geleceğinize ektiniz. Bilemediniz… Sizdeki kusur: zihinlerdeki şeytan. ​ Aynılık ile yaşarsınız; Aynı nefesi alır, aynı kokuyu duyarsınız. Farklıdan çıkan ateşi duman saydınız. ​ Hakikaten dünyanın sonundasınız… Hakikaten dünyanın sonuna layıksınız. ​ Bitecek… Bir iki nefes, Daha sonra bitecek… ​ Serhat Tekin 08.06.2026 ✨✍️
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Birini bulmak ile birbirini bulmak başka bir mesele..
Size de hiç geliyor mu sevme isteği? Ama öyle basitçe sevmek değil, Daha derin bir yerden sevmek. Peygamberimizin sevdiği gibi sevmek ve sevilmek.. Hani naif sevgiler vardır ya? O şekilde sevmek. Severken gökyüzünde hissetmek gibi sevilmek? Öyle işte, dünyada varmıydı böyle sevgi?
1000Kitap
Allah ve kötülük problemi
Kötülük Problemi Nedir? Klasik formülasyonu Epikuros’a kadar dayanıyor, ama asıl felsefi ağırlığını David Hume ve daha sonra Alvin Plantinga, J.L. Mackie gibi filozoflarla kazandı. Basitçe şöyle özetlenir: 1. Tanrı her şeye kadirdir (omnipotent). 2. Tanrı her şeyi bilir (omniscient). 3. Tanrı tamamen iyidir (omnibenevolent). 4. Yine de dünyada kötülük vardır. Bu dört önerme bir arada çelişkili görünür. Eğer Tanrı kötülüğü engelleyebiliyorsa ve engellemek istiyorsa, neden engellemiyor? Engellemek istemiyorsa tamamen iyi değil demektir. Engellemiyorsa güçsüz demektir. Bu soru özellikle doğal kötülükler (deprem, kanser, sel) ve ahlaki kötülükler (savaş, işkence, zulüm) için çok zorlayıcıdır. Teistik Cevaplar İnananlar bu soruya çeşitli teodiseler (kötülüğü savunma) geliştirmiştir. En önemlileri şunlardır: Özgür İrade Savunması En güçlü ve en yaygın kabul görenidir. Tanrı gerçek sevgi, gerçek ahlak ve gerçek iyiliğin ancak özgür seçimle anlam kazanacağını bildiği için insana özgür irade vermiştir. Robot gibi programlanmış olsaydık ne iyilik ne de aşk olurdu. Kötülük, insan iradesinin kötüye kullanılmasının sonucudur. Tanrı sürekli müdahale etseydi özgürlüğümüz ortadan kalkardı. Doğal kötülüklere karşı ise “doğal yasaların tutarlılığı” argümanı getirilir. Evrenin kuralları tutarlı ve öngörülebilir olmasaydı ne bilim olurdu ne de düzenli bir hayat. Acılar, bu kuralların kaçınılmaz yan etkileridir. Ruh Yapımı Teodisesi (Soul-Making) John Hick’in geliştirdiği bu yaklaşıma göre dünya bir “ruhsal jimnastik salonu”dur. Acılar, kayıplar, zorluklar bizi olgunlaştırır, empati kazandırır, karakter geliştirir. Her şeyin mükemmel olduğu bir dünyada cesaret, sabır, fedakârlık gibi erdemler anlamsız kalırdı. Kötülük, ruhlarımızın büyümesi için bir araçtır. **Gizemci ve
Arap/Kiril/Latin alfabeli Azerbaycan Türkçesinden -çeşit çeşit kaynaktan- Vâhidin şiirlerini okumaktayım, bütün kaynakları yarıladım sayılır. İsmi Ali Ağa, mahlası Vâhid, gazel han/gazel hanı (bu isimle onun için yapılmış bir film de var) diye tesmiye ediliyor. Âilesini erken yaşta kaybetmiş, parasızlıktan medreseden ayrılıp bakkal ve marangoz çıraklığı yapmış ve zamanla bu işte de ustalaşmış. Doğru düzgün tahsîli yok fakat genç yaşlardan îtibâren dönemin en meşhur ve büyük şâirlerinin de bulunduğu şiir meclislerinde yetişmiş, mahlasını o meclisteki üstâdı Abdülhâlik Yusuf vermiş. Fuzûlîyi çok sevdiği biliniyor. Kendisi de, çağdaşları da onu Fuzûlînin yâdigârı, o zamanki temsilcisi diye tanımlamış, Fuzûlî ve Nevâîden şiirler aktarmıştır. 1914 yılında şiir yazmaya başlamış. Onu aşk ve şiire iten de Baküde halıcılıkla uğraşan Zülfiye isimli bir Özbek kızı. Bu hanıma âşık olmuş fakat kavuşamamışlar çünkü kız bir süre sonra âilesiyle birlikte Semerkanda dönmüş. Vâhid de peşinden gitmiş lâkin daha varamadan kızın -babasının emriyle- başkasıyla nişanlandığını öğrenip yıkılmış. Şiirlerini ilhâm-ı ilâhî ve ilhâm-ı Stalin şeklinde çok basitçe iki kategoriye ayırmak mümkündür. Her iki kategoride yazdıkları da epey çoktur. İkinci kategoride yazdığı şiirlerin içi ne kadar boşsa birincisininki de o nispette hatta daha da fazla doludur, güzeldir, mânâlıdır. Şunu da bilmek lâzımdır ki yaşadığı dönemde komünizmin zulmü ortada, komünizm için yazmasa diğer mevzûlarda da yazamazdı, öldürülen şâirlerden biri de o olurdu. Tabiî bu ideoloji için yazdığı şiirler o kadar fazladır ki iş suyuna gitmek için yazmak boyutundan çıkmıştır. Bir yerden sonra dilinden kalbine de sirâyet ve intikal eder, bu kaçınılmazdır, dil ne söylerse kalp onu bilir. Bâzı şiirlerinde tasavvufa yakınlık, bâzılarında
Edebiyat
Aşk,aşk diyorsunuz da; Siz aşkı ne bilirsiniz bayım Aşkı aşk bilir yalnız! Dedi kadın. Peki siz dedi adam; Basitçe, başını sonunu düşünmeden âşık oldunuz mu hiç?