Ben tazeliğimde,erkeğimin, arasıra gönlünü hoş edivermesine ses çıkarmazdım. Kadın kısmı, kocasının böyle ufak tefek kabahatlerine razı olmalı a kızım.
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti, Gideceksin;
Gideceksin ırıpların çalkantısında. Balıklar çıkacak yoluna,karşıcı; Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul; Ruhları sustuğu vakit martıların, [Kayalıklardaki mezarlarında.]" Birden, Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin,
kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
Heeeey! Ne duruyorsun be,
At kendini denize;
Geride bekliyenin varmış,aldırma; Görmüyor musun, her yanda hürriyet; Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;Git gidebildiğin yere
Meseleye şöyle bakmak lazım aslında: Ben emperyalistlerin yerinde olsam ne yapardım? Kesinlikle, İslami grupların hepsini (partileri, cemaatleri, tarikatleri) kontrol etmeye ve yönlendirmeye çalışırdım. Özellikle ılımlı-yumuşak bir tanesini seçer, besler büyütür, istediğim kıvama getirir; diğer grupları da 'radikal' olmakla suçlardım. Sonra da bunları birbirine düşürmek isterdim. Bu kadarcık aklımla bunu ben bile düşündüğüme göre, onlar da düşünmüşlerdir herhalde! Oğlum Hamza ağır ol! Bunların hepsini ajanlar yönlendiriyor değil ya? Su-i zanna sebep olacaksın. Birlik olalım derken, yeni tefrikalar oluşturacaksın. Hayır azizim; bunların içine ajanlar sızmıştır ya da sızmamıştır ben bilmem! Benim bildiğim şu: bir Müslüman, bağlı olduğu grubu, İslami ölçülere göre değerlendirebilecek donanıma sahip olmalıdır. Müslüman, herhangi bir gruba bağlı olsa bile, kurtuluşun ancak 'birlik, şûrâ ve istişare' ile mümkün olabileceğini bilmelidir. Müslüman, cemaatler üstü bir kardeşlik bilincine sahip olmalıdır. Yarın bizimkiler de Ortadoğu'daki gruplar gibi birbirine düşerse görürsünüz. Allah korusun.
Hadi öyle olsun. Peki başka ne yapardın oğlum Hamza? Yani emperyalistlerin yerinde olsan? Başkaaaa... Mesela, pastadan pay verirdim) Muhalifleri avlamanın en eski yöntemidir bu. Muhalifin kafasına vurursan daha da muhalif olur çünkü. Pastadan pay verirsen gevşemeye başlar. Mal, mülk, makam, mevki, para, iktidar...
Coştun oğlum Hamza. Başka? Başkaaa...
Mesela, onlara kendi kelimelerini unutturmaya çalışırdım. Fakat bu epey derin bir mevzudur, girmeyelim şimdi. Yapma be. Anlat biraz. Peki anlatayım. (Hiç de dayanamam.) Müslümanları modern mekânlarda modern araçlarla donatırdım: Medreselerden üniversitelere çekerdim onları; rahlelerden amfilere; kitaplardan internete çekerdim. Kalem
"Kardeşim, bize, yarım hilkat garibesi, yirmi dört tane de can sıkıntısı ver," dedi. Garson bir süre sonra yarım şişe votkayla üç beş tane değişik meze tabağı getirdi. "Lütfen," diye ekledi Poçatkin, "sen bize bir porsiyon da baş iftira ustası ve patates püreli dedikodu ver." Garson anlamadı, şaşırdı, bir şey diyecek oldu, ancak Poçatkin ona sert sert bakarak: "Bundan başkaaaa!" diye sık sık söylediği sözünü tekrarladı. Garson derin derin düşündü, sonra arkadaşlarına danışmak için uzaklaştı, sonunda yine de ne istendiğini tahmin ederek bir tabak dil ile döndü.