2.kitapla geri geldim diyebiliyorumsa, buna da şükür. Demek ki, devam edilebilir bir seriymiş. 2.kitabın bana kattığı duygular: aşk, tutku, saf sevgi bağları, Ali ve Yusufu daha çok sevmek, vatani görevin kutsallığı, sıcak ve eğlenceli Tim, aile, arkadaş ortamı, çaresizlik...
Peki bu duyguları okumak nasıldı? Güzeldi, tüm duyguları yaşayabileceğim kadar güzel...
Kitap 544 sayfa, 11 bölüm, 2.kitabın bölümleri yeteri kadar çok sayfalı, ancak okunuyor, akıcılıkta problem yok. Sadece benim için subjektiv olarak akıcılığı etkileyen bazı etkenler vardır, onlardan biri bu seride var: boş cümleler çok, Gökçenin kendi kendine konuşması ve "sağ melek", "sol melek" olayları beni hiç eğlendirmiyor şahsen, sadece boş cümleler ve okunmağa değer değil, o cümlelerin hepsini, ama hepsini es geçiyordum.
Tüm çiftlere uygun sahnelerin verilmesi ve onların dinamiklerini de okuyabilmemiz güzel ve sıcak hissettirdi bana, şükür ki bu sahneleri Gökçenin gözünden okumuyoruz.
Kitapta en sevdiğim sahneler tabi ki Ali ve Yusuf amcanın sahneleriydi. İçim sıcacık oluyor, gözlerim parlıyor, istemsizce duygulanıyorum ve gerçekten, o kadar sarılmak istiyorum ki ikisine de ve gitmelerini istemiyorum...
Her çiftin kendine has dinamiği var ve ben şahsen çok eğlendim, her çift gerçek anlamda birbirini tamamlıyor, eksik taraflarını yok ediyor, toparlıyor. Kişisel görüşüm olarak söyleyebilirim ki, Timde en çok sevdiğim karakterler Timurum, Aybüke başkanım, Sülüm, Barbom, Alişim. Timurumu söylememe bile gerek yok. Sülüm neler çekiyor, nasıl seviyor, bir bilseniz... Barbom tam bir şapşik, Bilge de ondan beter. İkisi bir araya geldiğinde mükemmel bir kombo oluyor. Alişim o kadar naif ki, o kadar evimizin çocuğu gibi hissettiriyor ki...Zülfikara asla, ama asla ısınamayan bir tek ben miyim? Asla ısınamıyorum, 10