Büyük yatırımcılar, fon yöneticileri ve CEO'lar için bir liderin sabah attığı bir tweet veya basın toplantısında söylediği sıra dışı bir söz, günün sonunda bilançoya etki eden somut politikalardan daha önemsizdir. Trump dönemlerinde sermayenin tahammül sınırını genişleten çok somut "kazanımlar" vardır: Kurumlar Vergisi İndirimleri: Şirketlerin kârlılığını doğrudan artıran vergi politikaları. Deregülasyon (Kuralsızlaştırma): Çevre, finans ve enerji sektörlerindeki bürokratik engellerin ve denetimlerin gevşetilmesi. Bu durum şirketlerin operasyon maliyetlerini ciddi oranda düşürür. Geleneksel diplomasi kurallarına göre bir süper gücün başkanının tahmin edilebilir olması beklenir. Ancak bazı sermaye grupları ve stratejistler, Trump’ın bu öngörülemezliğini küresel rakiplere (özellikle Çin'e) karşı yapısal bir baskı aracı olarak kullanışlı buluyor. Karşı tarafın hamle yapmasını zorlaştıran bu "kaos yönetimi", bazen ABD lehine ticari anlaşmaların koparılmasını sağlayabiliyor. Sermayenin Tahammül Sınırı Nerede Biter? Büyük sermaye için tek bir kırmızı çizgi vardır. Sistemin işleyişini, doların küresel rezerv para statüsünü ve finansal piyasaların altyapısını çökertecek düzeyde bir kurumsal yıkım. Trump'ın söylemleri piyasalarda kısa vadeli dalgalanmalar yaratsa da, Federal Rezerv (Fed) gibi kurumların özerkliği ve hukukun üstünlüğü (mülkiyet hakları) korunduğu sürece, sermaye bu siyasi gürültüyü "iş yapmanın bir maliyeti" olarak görmeye devam eder. Kısacası; tahammülün sınırı, Trump’ın söylemlerinin Amerikan şirketlerine getirdiği kârın, yarattığı jeopolitik risklerin maliyetinin altına düştüğü gün bitecektir. Ancak şu anki tabloda, getiri-risk analizi sermaye açısından hâlâ kabul edilebilir sınırlar içinde görünüyor.
1000Kitap
Mobbing olaylarının arkasında çoğu kez karmaşık teoriler yok. Çirkin olan güzel olanı, başarısız olan başarılı olanı, özgüvensiz ve baskıyla yaşayan özgür ve cesurca yaşayanı kıskanıyor. Bununla başa çıkamadığı için baskı, yalan, dedikodu ve iftira gibi her yolu kullanıyor.
Alıntı
Reklam
Hz. Muhammed'in ailesindeki bazı kadınlar
🤍 Halaları: ♡ Safiyye bint Abdülmuttalib: Peygamber’in halası. Oğlu Zübeyr’i cesur yetiştirmiş, Bedir ve Uhud’ da Müslümanlara moral vermiştir. Cesaretiyle “savaşçı anne” olarak anılır. ♡ Âtike bint Abdülmuttalib: Müslüman olmuş, Mekke’de İslam’ın yayılışında Peygamber’e destek vermiştir. ♡ Ervâ bint Abdülmuttalib: Müslüman olmuş, ailesiyle birlikte Peygamber’in mücadelesine katkı sağlamıştır. 🖤 Teyzeleri: - Ferîda ve Fahita: Peygamber’in peygamberliğinden önce vefat etmişlerdir, bu yüzden İslam mücadelesinde doğrudan rol almamışlardır. ●○● Önüme bir video düşmüştü. Kısıtlanmış ve biraz örtülü durduğunu düşündüm: Geriye dönünce daha çok aklıma dedesi, amcası, damatları vs. geldi. O kadar halası olduğunu da teyzesi olduğunu da yeni öğrendim galiba. Tarihte ve günümüze dek sadece erkekler yaşamış ve yaşıyor gibi davranıldığından kadınlarla ilgili bir şeyler bulabilmek için illa eşelemek gerekiyor. Özellikle tarihte, yok dinde, en çok bilimde vs. aaa meğersem her şeyde. (: Kadına yıkılan roller mi yoksa erkeklerin hayali kadın figürü mü tam bilemem ama görüldüğü üzere her yerde sekteye uğramış. Özellikle kadına çoğunlukla "ev hanımı" gözüyle bakan İslamda kadınların her alanda aktiflik göstermesi onların bir hayli canını sıkmıştır. Hoş, dini öğretirken o tarz güçlü ve aktif olanları ya es geçiyorlar ya da pasif gösteriyorlar: Okumayın, meslek sahibi olmayın, erken evlenin, ilk ailenizden sonra kocanızdan ibaret olun. Onlar gözüne perde indirmesin ama siz örtülü giyinin. İlişkiler de eş ve eş olarak değil, sahip ve sözünden çıkmaması gereken hayvan üzerine kuruluyor. Şiddet güzellemesi yapılıyor ahlak ve edep güzellemesi değil, boşanma pek önerilmediğinden o aşamada dahi boşanma yerine o evden kefenle çıkma normal görülüyor. Bedensel, ruhsal ve duygusal refaha önem
Din
Bazı arkadaşları kendisine sırt çevirip sigara içmesi için baskı yaptıklarında Jimmy bu teklifi reddetmeyi nasıl başarmıştı? Şöyle ki Jimmy o güne kadar, yani on veya on bir yıldır, önem verdiği kişilerin sevgilerini kaybetme tehlikesi olmadan farklı bir düşünceyi savunma pratiği yapmıştı. Arkadaşlarına karşı durduğunda terk edilme korkusu yaşamamıştı çünkü daha önce çok kez ailesine karşı durmuş ve sevgilerini hiç kaybetmemişti. Öte yandan Paul'un aile ortamı daha farklıydı. Onlarda "hayır" kelimesinin getireceği iki ayrı sonuç vardı. Annesi incinir, kendini geri çeker ve surat asıp "Seni bu kadar seven annene nasıl hayır diyebilirsin? gibi suçluluk duygusu uyandıracak mesajlar verirdi. Babası ise öfkelenir, onu tehdit eder, "Bana cevap verme, genç adam," gibi şeyler söylerdi. Paul kısa sürede istediğini elde etmek için dışarıya karşı uyumlu olması gerektiğini anladı. Dışarıdan sağlam bir evet yanıtı geliştirdi, böylelikle ailesinin değerleriyle ve denetimiyle aynı fikirdeymiş gibi görünüyordu. Öğrenilmiş sınır eksikliğinin sonucu olarak Paul mutlu ve saygılı bir çocuk gibi görünüyordu... Paul eğilip bükülüyor, sağlam duramıyordu ve arkadaşlarının baskısına karşı koyamamıştı. Hayatında ilk defa - on iki yaşındayken - hayır dediği kişilerin anne ve babası olması şaşırtıcı mıdır? İçinde barındırdığı öfke hissi ve yıllarca sınırlarının olmayışı, uyum sağlayabilmek için geliştirdiği yaşaması kolay ama sahte benliğini yani uyumlu kişiliğini örselemeye başlıyordu. SınırlarSınırlar
✊ Zulme Karşı Tek Ses! FİLİSTİN’de ve DOĞU TÜRKİSTAN’da kardeşlerimiz yıllardır işgal, zulüm ve baskı altında yaşıyor. Sesimizi ne kadar çok duyurursak, adalet o kadar yakın olacak! 📌 Yapman gereken: • Aşağıdaki linklere tıkla • "İmzala" butonuna bas • E-posta adresine gelen onay linkini tıkla • Bu paylaşımı herkese gönder Lütfen kimse sessiz kalmasın! 🇵🇸 FİLİSTİN için imzala: chng.it/PSB9cRV2Cq 🇹🇷 DOĞU TÜRKİSTAN için imzala: chng.it/78hQtBxW5K 📢 Ne kadar çok imza, o kadar güçlü ses! Sessiz kalmayalım, mazlumların yanında olalım inşallah, âmin.
#GazzeİçinBirleşelim
Baskı altında olan çocuklar biraz öyledir.
4'üncü sınıfa gidiyorum öğretmen tahtaya bir şeyler yazmış bende deftere geçiriyorum , yazıyorum siliyorum, tekrar yazıyorum, tekrar siliyorum... o kadar çok yazıp siliyorum ki sildiğim yer incelip deliniyor. (bir baskı!... ) Başımda öğretmen, ve beni yazmama zorluyor, oysa çok güzel yazan bir çocuğum, Ama Baskı altında olduğum için öğretmen beğenmez diye yazımı yazıp yazıp siliyorum, mükemmel olsun istiyorum, korkuyorum... daha çok berbat ediyorum! o gerginliğimi bastırmak için de silgimi her deftere bastırdığımda rahatlama hissi geliyor. O an sınıfta herkesin gözü üstümde ama ben kimseyi görmüyorum... Sadece elimdeki deftere bakıyorum; Yazdıkça yetmiyordu, sildikçe de düzelmiyordu. O küçük bedenimin içinde kocaman bir şey vardı: “Yanlış yaparsam sevilmem” korkusu. Öğretmen başımda bağırıyor 'yaz!' diye, Her bağırışında daha çok korkup daha çok yazıp siliyorum, Sonra öğretmen daha çok sinirleniyor, O sinirle annemi okula çağırıyor, ve annem geldi, Anneme; ' kızın sabahtan beri yazıp yazıp siliyor' dedi, Annemi yanıma oturtturdu, bir anda her şey değişti, Sanki o sınıf bir anda sessizleşmişti. Annemin sesi yumuşaktı: “Yaz kızım.” dedi sadece... O kadar basit bir cümleydi ki… Ama içimdeki bütün düğümü çözen şey de o oldu. Kalem elimde titremedi o sefer. Silgiye uzanmadım bile. Yazdım. Sadece yazdım... Ve o an fark etmiştim; ben yazmayı bilmiyordum değil, ben korkarak yazıyordum. Öğretmenin yüzündeki öfke, annemin sessizliği, sınıfın o ağır havası… hepsi bir anda uzaklaşmıştı. Ama içimde bir şey kalmıştı: “Ben aslında yapabiliyorum.” Yine de o günün içinde bir şey eksik kalmıştı. Kimse benim neden yazıp sildiğimi sormamıştı.
Reklam
Reklam