27 Şubat 1969 Kurban Bayramı'nın ilk günü, Nişantaşı'ndaki Basmacı ailesinin evinde bayram ziyaretleri devam ederken, ailenin laik kesiminden Süreyya Dayı "Niye likör yok?" diye tutturur. Baba Mümtaz Bey, oğlu Kemal'e ve ağabeyine Alaaddin'in dükkânından nane ve çilek likörü almalarını söyler.
Anlatıcı Kemal, bu geleneğin geçmişini şöyle açıklar:
- Annem, babasının içkiyi fazla kaçırdığı için bayramlarda kristal bardaklar ve gümüş tepside nane ve çilek likörü sunma âdetini yasaklamıştı.
- Ama iki yıl önce gene böyle bir bayram sabahı, Süreyya Dayı likör diye tutturunca, annem "Dinî günde alkol mü olurmuş!" diyerek itiraz etmiş, bu da aile içinde din, medeniyet, Avrupa, Cumhuriyet, laiklik üzerine uzun bir tartışmaya yol açmıştı (aşırı Atatürkçü dayı ile annesi arasında).
Bu sahne, 1960'lar-70'ler İstanbul'unun üst-orta sınıf laik ailelerinde bayramlarda bile hafif alkollü içkilerin (özellikle nane likörü gibi tatlı likörlerin) ikram edilmesinin yaygın bir gelenek olduğunu, ama aynı zamanda dinî hassasiyetlerle modern/laik yaşam tarzı arasındaki gerilimi de yansıtır. Romanın genel temalarından biri olan sınıf farkları, laiklik ve gelenek çatışması burada küçük ama anlamlı bir örnekle gösterilir.
Bu anı, daha sonra Füsun ile Kemal'in sohbetinde de hatırlanır; Füsun "Çünkü likörü o istemişti" diyerek o günü anar ve çocukken (12 yaşında) Kemal'le (24 yaşında) arabayla likör almaya gittikleri gezintiyi hatırlar.
Kısaca: Bayram günü likör içilmesi/ikram edilmesi, romanda doğrudan bir "içme sahnesi"nden ziyade, aile içi laik-dindar gerilimi ve dönem adetlerini gösteren nostaljik, ironik bir detaydır.