“Genelde yayınevinden gelenlerden birini mutfak kitabı yapıyorum ki üstüne yağ sıçrasa da sorun olmasın. Sonra komodinin üstünde başuçu kitabım durur, çok sürükleyici ya da rahatsız edici olmaması lazım ama.”
Dikkati sürekli “dışarıda” olanın, içeride olan bitenlere hızla yabancılaşması kaçınılmazdır. Bir süre sonra artık içeride, zihinde, ruhta, hatta bedende olan bitenlerin farkındalığı kaybolmaya başlar. Şişkinlikten patlatacak bir yemeği yemeyi “zevk”, kafayı bulandıran bir sıvıyı içmeyi “keyif”, zihnimizi hazır dizi senaryolarına esir etmeyi “dinlence”, kendimizi kaybedercesine zamanı ve benliğimizi unutmayı “eğlence”, vicdanımızı kanatan haksız kazanımları “başarı” diye nitelemeye bile başlayabiliriz. Ayırt edememenin, farkında olamamanın bedelleri çok ağır olabilir.
Otel odalarında yalnızlıktan bunaldığı, içinde her şeyin kötüye gideceğine ilişkin temelsiz bir korku belirdiği zamanlarda, İstanbul'da sahaf önlerindeki yığınlardan zevkle seçtiği ya da büyük kitapçılardan aldığı, yola çıkmadan önce çantasına attığı, hemen başlayıp bir türlü bitiremediği kitaplardan birini alır, genellikle başucu lambası bulunmayan berbat odalarda, tavandan sarkan ampulün çiğ ışığında, yazıyla yaratılmış insanların ruhlarında birikenleri okurken, az sonra okumaktan uzaklaştığını, gözleri kitabın satırlarını takip ettiği halde, aklının başka yerlerde gezindiğini fark ederdi Ersin. Bazen okuduğu romanda, hikâyede yer alan önemsiz bir kişiye takılırdı. Takıldığı kişinin metne girme nedeninin bir tek cümleden ibaret olduğunu görür, herkesin hayatının doğru söylenmiş bir cümleye sığabileceğini düşünürdü.
Şimdi kendi cümlesini arıyordu: hayattan beklediği şeyleri elde ettiği anda hepsinin budalaca olduğunu anlamış, yalnız bir adam... Belki. Bir cümle olabilir miydi bir hayatı değerli kılan? Yoksa, tek cümleye sığdırılmış hayat çok mu boştu? Hayatın nesi doğruydu, nesi yanlış? Ya da bu türden soruları sormak doğru muydu? Neden soruyordu bunları?
Kudüs seyahatime hazırlanırken, Zeytindağı'nı yıllar sonra yeniden ele aldım ve tekrar okudum. Modern Türkiye'nin seküler elitlerinin İslâm dünyasına dair algılarını şekillendiren temel metinlerden biri olan bu "kült" kitabın içindeki galîz ifadeler, Araplara dair kaba ve düşmanca tasvirler ve Osmanlı İmparatorluğu Ortadoğu'suyla ilgili küçümseyici yorumlar, kaç nesli Müslüman dünyadan uzaklaştırmıştı, kim bilir. "Ümmet" mefhumuyla "millet"i kafa kafaya tokuşturan ve reyini ikinciden yana kullanan, "kulluk"tan çıkıp artık "vatandaş" olduğunu savunan kim bilir kaç nesil, Zeytindağı'nı başucu kitabı yaptı...