Onur Akkuş

Onur Akkuş
@bathory2
null
Afyon kocatepe üniversitesi
İstanbul
16 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
O sırada gözü çalışma masasının üzerindeki mavi vazoya takıldı. Vazo boştu, yıllardan beri ilk kez boştu doğum gününde. İrkildi; sanki bir kapı kendiliğinden açılıvermiş, huzur dolu odasına bir başka dünyadan soğuk bir rüzgâr esmişti. Bir ölümü hissetti, ölümsüz bir aşkı hissetti; ruhunda bir şey yarılıp açıldı ve uzaklardaki düşsel bir müziğe kulak kabartır gibi coşkuyla düşündü görünmez kadını.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Reklam
Ama kim... doğum günlerinde sana kim beyaz güller gönderecek şimdi? Ah, vazo boş kalacak, o küçücük nefes, hayatımdan sana süzülüp gelen o hafif esinti de savrulup gidecek! Sevgilim, dinle beni, senden ricam... bu benim senden ilk ve son ricam... hatırım için yerine getir ricamı, her doğum gününde -insan öyle bir günde kendini düşünür- bir demet gül al ve vazoya koy. Yap bunu sevgilim, hani sevgili bir ölü için yılda bir kez ayin yapılır ya, sen de bunu yap. Ben Tanrı' ya inanmıyorum artık, ayin istemem, ben sadece sana inanıyorum, sadece seni seviyorum ve sadece sende yaşamak istiyorum... ah, yılda tek bir gün sadece, yanındayken hep olduğum gibi sessizce, sessiz sedasız... rica ederim yap bunu sevgilim... benim senden ilk ve son ricam bu... teşekkür ederim sana... seni seviyorum, seni seviyorum... elveda.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Gözlerimin yaşlarla dolduğunu hissederek hızla kapıya gittim, ağladığımı görmeni istemiyordum. Antrede -öyle bir telaşla fırlamıştım ki odadan- az kalsın Johann'la, uşağınla, çarpışacaktım. Ürkerek kenara çekildi Johann hemen ve ben o an -bir an, duyuyor musun? Tek bir an- yaşlı gözlerle ona baktığımda, artık epey yaşlanmış adamın gözlerinde aniden bir ışık çaktı. O tek saniyede, duyuyor musun, tek bir saniyede bu yaşlı adam beni, çocukluğumdan beri görmediği halde tanımıştı. Beni tanıdığı için önünde diz çöküp ellerini öpmek geldi içimden. Ama tek yapabildiğim, bana işkence ettiğin o banknotları manşonumdan hızla çıkarıp cebine sokmaktı. Johann titredi, irkilerek bana baktı - ve o an benim hakkımda, senin belki de tüm hayatın boyunca sezemediğin kadar çok şey sezinledi. Herkes, herkes beni şımarttı, herkes bana hep iyi davrandı - sadece sen, sadece sen beni unuttun, sadece sen beni asla tanımadın!
Sayfa 47·Kitabı okudu
Sen ancak çağrıldığında, sana yalvarıldığında yardım edersin, zevkle değil, utancından, zaafından yardım edersin. Sen -bırak da açıkça söyleyeyim sana- sıkıntı ve acı içindeki insanı, mutluluk içindeki, mutluluk içindeki kardeşe tercih etmezsin. Nitekim senin gibi insanların en iyi kalpli olanlarından bile bir şey istemek zordur. Bir keresinde, henüz çocuktum, kapı dürbününden bakarken, zilini çalan bir dilenciye bir şeyler verdiğini gördüm. Adam istemeye fırsat bile bulamadan sen ona alelacele para, hatta çokça para verdin ama sanki onunla göz göze gelmekten ürkermişsin gibi, bir an evvel gitsin diye belli bir korku ve telaşla vermiştin. İşte senin bu tedirgin, ürkek, minnettarlığa izin vermeyen yardım ediş tarzını hiç unutmadım. Bu yüzden senden asla yardım istemedim. Elbette, biliyorum, karnımdakinin senin çocuğun olduğundan emin olmasan da desteğini esirgemezdin benden. Beni teselli eder, bana para, bol para verirdin ama bunu yapmanın tek nedeni, keyfini kaçıran bir şeyi başından atmak için gizliden gizliye sabırsızlanman olurdu; evet, çocuğu vakitlice aldırmaya da, razı ederdin beni herhalde. Ve ben en çok da bundan korkuyordum - öyle ya, çok istediğin bir şeyi yapmamam, senden bunu esirgemem mümkün müydü! Ama bu çocuk senden olduğu için, yani aslında yine Sen olan ama elimde tutamadığım o mutlu, o kaygısız Sen değil de ebediyen bana verilen -öyle sanıyordum-, bedenime hapsolmuş, hayatımla birleşmiş bir Sen, yani farklı bir Sen olduğu için benim her şeyimdi. Seni nihayet yakalamıştım artık, büyüyüp serpildiğini damarlarımda hissedebiliyordum, seni besleyebiliyor, seni emzirebiliyor, canım ne zaman isterse öpüp okşayabiliyordum. Görüyorsun ya sevgilim, işte bu yüzden çok mutlu oldum senden hamile kaldığımı öğrendiğimde, bu yüzden sana bir şey söyleyemedim, zira
Sayfa 32·Kitabı okudu
O bizim çocuğumuzdu sevgilim, benim bilinçli aşkımın ve senin tasasız, müsrif, adeta bilinçsiz sevecenliğinin meyvesiydi, o bizim çocuğumuz, bizim oğlumuz, tek evladımızdı. Ama sen şimdi -belki korkuyla, belki de sadece hayretle- bütün o uzun yıllar boyunca bu çocuğu senden neden sakladığımı, neden ancak bugün, o şimdi burada, karanlıkta uyurken, sonsuza dek uyurken, gitmeye hazırken ve bir daha asla, asla geri dönmeyecekken, neden ondan ancak şimdi söz ettiğimi soruyorsundur. Fakat nasıl söyleyebilirdim ki sana? Benim, bir yabancının, seninle üç gece geçirmeye fazlasıyla gönüllü, hiç nazlanmadan, hatta ihtirasla kendini sana veren bir kadının, gelip geçici bir ilişkideki isimsiz kadının sana, senin gibi sadakatsiz birine sadık kaldığına asla inanmazdın ki - bu çocuğu hiç şüpheye düşmeksizin kendinin kabul etmezdin ki! Sözüme inanma ihtimalin bulunsa bile, sana varlıklı birine, başkasından olma bir çocuğu yamamaya çalıştığımdan gizli gizli şüphelenmeden edemezdin. Bana hep kuşkuyla bakardın, seninle benim aramda bir gölge, güvensizliğin aramızda uçuşan ürkek gölgesi kalırdı hep. Bunu istemiyordum. Hem sonra, seni tanıyorum ben, seni o kadar iyi tanıyorum ki, sen bile kendini o kadar iyi tanımıyorsundur belki; sen ki aşkta tasasızlığı, hafifliği, oyunculuğu seversin, birdenbire baba olmak, birdenbire bir kaderin sorumluluğunu taşımak sana çok ağır gelirdi, biliyorum. Sen ki ancak özgür olursan nefes alabilirsin, kendini bir şekilde bana bağlı hissederdin. O zaman -evet, ister istemez öyle hissederdin, biliyorum- bu bağlılıktan ötürü benden nefret ederdin. Belki sadece birkaç saat, belki de sadece gelip geçici birkaç dakika seni bunaltsam da benden nefret ederdin - benimse bir gururum vardı ve beni hayatın boyunca hiç endişe duymadan düşünmeni istiyordum. Sana yük
Sayfa 30·Kitabı okudu
Reklam