Yine de, durum buysa, buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar? Bu kadar katı egoistler olabilir mi?
Hani İstanbul’un o ardı arkası gelmez kapalı günleri bilirsiniz. Güneşin doğacağı tanyerinde, bir kadavra ağartısı peydahlanır. Sanki gece, günü doğuracağım derken, onu düşürmüştür. Gün ölü doğar. Gece karanlığının çok az ağarmasından ibarettir gün. Gök ne karadır, ne de ak, renksizliğin ta kendisi olan beti benzi kül bir kurşunidir; hem de kurşun gibi ağır oturur insanın gönlüne.
“Hayır, sevgili değildik, ama aşıkların birbirine açıldığından çok daha fazla açılmıştık birbirimize. Bunu düşününce içimi derin bir üzüntü kapladı. Gerçekten umursadığın birinin kalbini kırmak, hem de bunu biliçsizce yapmak ne korkunç bir şeydi.”