Batuhan Şahin

Puan vermedi
Açıkçası bu kitabın Yakup Kadri'nin benim açımdan en sönük kitabı oldu, kendimi okumaya zorlasam da yarıda bıraktım. Genel olarak bu konuyu sevmiyorum; tamam yanlış batılılaşan züppe genç, tamam geleneksel değerlere bağlı edepli yaşlı, tamam yurt dışı kökenli dadı, tamam edebiyat düşkünü tayfa. Her romanda aynı şey olmaya başlıyor bir yerden sonra. Yine de bu konuyu asıl iyi ele alan romanın bu roman olduğunu düşünüyorum, diğer romanlara bakınca biraz daha durağan dönemlerde. (İstibdat dönemi veya genel olarak siyasi çok bir şeyin romanlarda yer verilemediği dönemler) yazıldıkları için ya karakter psikolojisini size verebilir ya da sosyolojik bir açıklama yapabilir ancak bunu da dönemin tekniği az gelişmiş olduğu için güzel yapan taş çatlasa 1-2 roman vardır. Yakup Kadri ise Osmanlı'nın son dönemlerine, 1. Dünya Savaşı öncesi zamanlarda bu konuya yer verdiği için en azından bu dönemde insanların ne kadar günlük dertlere düşkün ve çalışmaktan bihaber insanlar olduğunu gösteriyor. Ancak bence bu da yeterli değil ve bunun yüzünden her ne kadar bir roman yazıcılığı olarak iyi yazılmış olduğunu düşünsem de sönük bir konunun (her ne kadar bu konuda bir sürü kitap yazılmış olsa da bence sadece 1 kitaplık bir konu) sönük bir kitabı olmaktan öteye gidemiyor.
Edebiyat
Kiralık KonakYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202321,8bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hatırı sayılır iki dayak
10/10
·184 syf.··
2026 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 01:03
Benim şahsen roman boyu en sevdiğim ve duygulandığım bölüm oldu, büyük heveslerle ve biriktirilen misket ve film yıldızı kartları ve sonrasında gelen ses çıkarılamayan bir gücün verdiği zulüm. Bölümün başında Zeze, uçurtma yapmayı abisinden öğrenmek istiyor ama yeri gelip onun için dayak yediği, yeri gelip ona yardım ettiği abisi bunu da pazarlığa dökmeye çalışıyor. Normalde yaptığı iyilikleri çok da çıkarı için dile dökmeyen Zeze, bunun artık fazla olduğunu görerek bedavaya öğretmeyi kabul ediyor. Sonrasında ise büyük bir özen ve biraz da şüpheli bir şekilde biriktirdiği misket ve kartlarını satarak balon yapmak için kağıt alıyor ve eve geçerek balonunu yapmaya başlıyor.Biraz ilerleme kaydettikten sonra ise -galiba sevgilisiyle kavga ettiği için asabi olan- ablası onu yemek için çağırıyor ama Zeze, ilk balonunu yapmanın verdiği tutku ile yemeğe gitmiyor. Ancak çağırmaktan bıkan ablasının gelip balonunu yırtmasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor ve ona bağırarak küfretmeye başlıyor. Ardından önce ablasından sonra abisinden çok ağır bir dayak yiyor ve sonrasında Gloria gelip onları ayırıyor ve ablasıyla abisine azar çekiyor. Sonrasında ise Zeze'nin yaşadığı haksızlık ve hayal kırıklığıyla birlikte usul usul ağlıyorlar. Yaşayanlar bilir, hak edip de dayak yemek fiziksel bir acı verir ama asıl acıyı zulme uğrayıp da ezilmek verir. Gücünüz ses çıkarmaya yetmiyordur ve arkanızda sırtınızı yaslayabileceğiniz de kimse yoktur. Elinizden gelen, sessizce köşenize çekilip yüreğinizdeki hayal kırıklığıyla köşeye oturup sessiz sessiz ağlamaktır.Bazen bu darbe, içinde huzur hissetmeniz gereken evden, bazen içinde bulunduğunuz kurum yüzünden görüşmek zorunda olduğunuz öğretmeninizden, bazen de bir isteğinizi gerçekleştirmek için çalıştığınız iş yerinden gelir. Siz de elinizden
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,2bin okunma
Puan vermedi·92 syf.··
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 23:52
John Steinbeck, çok parası olmayan bir ailenin çocuğu olduğu için gençlik yıllarında sürekli çalışmak zorunda kalmış ve California'nın Salinas -John Steinbeck'in gençliğinde kıyısı olan bir balıkçı kasabası- kasabasında büyüdüğü için gerek Fareler ve İnsanlardaki gezgin ırgat ve göçmen işçilerle gerek balıkçılarla gerek de inci tüccarlarıyla iç içe büyümüş ve çalışırken hep işçi sınıfının çevresinde bulunduğu için onların umut dolu hayallerini görmüş ancak kitaplarındaki vurucu sonları da onlarla çalışırken görmüş, mesela Fareler ve İnsanlarda ana karakterlerimizin hayali para biriktirerek kendi çiftliklerini kurmak ve en azından o kadarcık özgürlük ve rahatlık yaşayabilmektir ancak gerek şanssızlıklar gerek güçlü olanın her zaman gücü sayesinde güçsüzü ezebilmesiyle birlikte bu hayaller her zaman suya düşer. İşte bunu gençliğinde çalıştığı iş arkadaşlarından görür ve duyar, gençliğinden beri en büyük uğraşı ve hedefi olan edebiyatla ise lafı eyip bükmeden doğrudan acımasız bir şekilde yüzümüze vurar her yapıtında. İnci'de ise durum değişmiyor. Açıkcası ben kitabı yorumlarken Kino'nun içine düştüğü durumu "aç gözlülüğün insanı getirdiği yer" olarak gören insanlara asla katılmıyorum çünkü aslında burada John Steinbeck'in vurgulamaya çalıştığı; toplumsal yapı ve belli sınıfların halkı sömürmesi öyle bir dereceye gelmiş durumda ki bir evlilik yapmak, çocuğunun okula gitmesini istemek bile korkulması gerekilen ve din insanları tarafından "açgözlülük" olarak görülmesi ama bir inci tüccarının yalan rekabetle halkı dolandırmasında bir sorun görülmezken daha adil şartlar arayan insanların "açgözlü" olmasıdır. Bunun dışında ise anlatım tarzı ve laf kullanma şekli olarak en net yazarlardan birisi Steinbeck. Bence bunda hayatını geçirdiği şartların da payı büyük mesela daha
İnciJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 202349,8bin okunma
8/10
·102 syf.··
2025 5. kitabı
Romanda gereksiz kelimeler kullanılmamış, bu beni gerçekten rahatlatıyor. Bir çırpıda biten ve bu kadar kısa olmasına rağmen etkileyici olay örgüsü ve işlediği konusu ile günümüze de hitap edebiliyor bu kitap. Böyle dememin sebebi, son zamanlarda popüler bir tartışma konusu olan "suça sürüklenmiş çocuk" kavramını ele alması (Bizim günümüzde genel olarak kentlerin kenar mahallelerinde büyümüş ve geçim sıkıntısı vesaire yüzünden suça sürükleniyorlar ancak bu kitaptaki kan davası gibi daha doğu tipi suça sürüklenen çocuk gibi). Tabii ki bu kitapta suça sürüklenmiş çocuk olgusu; toplum normları ve kan davası ekseni etrafında olduğu için pek tartışılacak bir şey ortada olmasa da yine de konusunun gündemle bağı dolayısıyla insanın ilgisini çekiyor. Bunların yanı sıra ben genelde böyle 100-200 sayfalık kitapları okurken kitapla pek bağ kuramıyorum ama nedense kitabın içinde verilen noktalama tekniği ile verilen resimler sayesinde hem içerik zenginleştirilmiş hem de kitaba eklenen resimlerde noktalama tekniği kullanılarak resim içeren kitaplarda en çok eleştirilen konu olan "insana doğrudan bir referans vererek hayal gücünü ortadan kaldırma" durumuna düşmemişler. Böylece okurun hayal gücü hala kitabı okurken aktif bir şekilde karakterleri tiplemek için çalışmaktadır. Bunun yanı sıra ben şahsen Yaşar Kemal'in çevreyi betimlerken sık sık Türkiye'nin coğrafi özelliklerini de anlatması, Toros Dağları'ndan falan bahsetmesi de hoş bir özelliği.
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Çavdar Tarlasında Çocuklar/ Gönülçelen
7/10
·198 syf.··
2025 1. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2025 00:00
Kitabı ilk olarak Teoman'ın Gönülçelen albümüyle ilgili anılarında görmüştüm, Teoman zamanında İngilizce aslından değil de Fransızcadan çevrilmiş "Gönülçelen"den esinlenip koymuş 4.albümünün adını -şuan kitabı okuyup geri bakınca kitabın bu isimle pek alakası yokmuş gerçi-. Kitap 16 yaşında okuduğu okul olan Pencey'den İngilizce dışında bütün derslerden kaldığı için atılan Holden Caulfield'ın noel öncesinde evine dönmeden yaşadıklarını anlatıyor. Kitap biraz hafif bir kitap genel olarak karakterin bilinç akışını ve psikolojisini görüyoruz. Holden, ailesi dışındaki insanlarda çok fazla detaylara takılan ve insanlara karşı öfkeli, parasını savuran ve kolay sinirlenen bir tip. Ergenlik karmaşası içinde ne yapacağını bilemeyen, insanların ona geleceğiyle alakalı kararlar almasıyla alakalı yaştığı baskıdan bunalmış birisi. Ailesiyle alakalı diğer insanlara olduğundan daha yumuşak görüşler besliyor. Birkaç sene evvel vefat etmiş erkek kardeşi ölünce sinir krizi geçirerek elini kırmış ve devam eden zamanlarda da bu sevgisini kaybetmemiş, hala yaşamakta olan abisi be kız kardeşini sevse de kız kardeşini daha çok sevdiğini görebiliyoruz. Kitap genel olarak çok dikkat çekici olaylar yerine gerçek hayatta da her gün denk gelebileceğimiz olaylar etrafında şekilleniyor ve eğer okuyucu karakterin psikolojisini işleyen kitaplarla ilgilenmiyorsa bu onu biraz kitaptan uzaklaştırabilir, bu Kitabın kimsenin favorisi olacağını düşünmüyorum ama bence okuyan çoğu kişi özellikle ergenlik çağındaysa beğenebilir ve bazı içinde geçen olaylarda kendinden bir parça da bulabilir.
Edebiyat
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,2bin okunma