Boşalan avluya bakarız bir süre. Gardiyanlar avlu merdivenlerini çıkıp idareye giden dış kapıyı da kapatırlar. Akşamı götürürler anahtarları ile birlikte. Yıldızları da...
"Nişanlın neden kafeste?" diye sordum. Halkını sevdiği içinmiş.
"Sen niye buradasın?" diye sordum Nevin'e.
O da halkını sevdiği için buradaymış. Ben büyüyünce halkımı hiç sevmeyeceğim. Halkını sevenler hep kafese giriyor.
Hayvanlarla hiç anlaşamam, konuşmaya başlamamış çocuklarla da öyle. Sanki ruhları dilsizdir. Onlardan nefret etmem, ama onlarla pazarlık etmeyi öğrenemediğimden varlıklarına da katlanamam. Bir erkeğin, köpeğiyle, karısıyla olduğundan daha iyi anlaşması, ona belli saatlerde yiyip içip aptese çıkmasını, sorulara karşılık vermesini, acılarını paylaşmasını öğretmesi bana doğaya aykırı gibi gelir.
Düşünmek düşünmek düşünmek, düşündükçe anlamak istiyordu:
Köyün kırlıklarında niye güzel kokulu lezzetli otlar yetiştiğini, o otları toplamaya neden anne-babaların değil de küçük kızların gönderildiğini anlamak istiyordu. Ot toplayan küçük kızların neden otların yanında açan rengarenk çiçeklere dalıp gittiğini, otların yanında biten rengarenk çiçeklere dalıp giden küçük kızların yanında neden kocaman adamların bittiğini... Küçük kızların elinden tutan büyük adamların gözlerinin neden kuytu yerler arandığını, o otların bol bulunduğu kırlıklarda neden kutu yerlerin de bol bulunduğunu... O kuytu yerlerde gizli toz toprağın küçük kızların giysilerini nasıl olup da kirlettiğini, kirli giysilerin sıyrılıp hoyratça açılan bacakların arasında nasıl öylesine kıyıcı bir acının hissedilebildiğini...