Genç Marx'ın, Bruno Bauer'in din eleştirisi üzerinden Sol Hegelcilerle köprüleri attığı ve "politik kurtuluş" ile "insani kurtuluş" arasındaki o devasa ayrımı ilk kez bu kadar net ortaya koyduğu felsefi bir başyapıttır. Marx, burjuva devletinin dinsel veya etnik kimliklere tanıdığı anayasal eşitliğin (politik kurtuluşun), insanı özel mülkiyetin ve kapitalist pazarın köleliğinden (yabancılaşmadan) kurtarmaya yetmeyeceğini sarsılmaz bir mantıkla izah eder. Gerçek özgürlüğün, sadece hukuki haklarla değil, insanı ezen tüm maddi üretim ilişkilerinin devrimci bir temelde yıkılmasıyla mümkün olabileceğini ilan eder. Burjuva demokrasisinin ve "insan hakları" ikiyüzlülüğünün sınırlarını paramparça eden, komünist dünya görüşünün temel felsefi taşlarından biridir.