İnsanlar konuşuyor, okuyor, yorumluyor, paylaşıyor.
Her yer alıntı cümlelerle dolu. Her şey söylenmiş gibi ama sanki hâlâ söylenmek istiyor.
Kelime kalabalığı içinde kendi sesimi bazen duyamıyorum. Etrafım da aynı yoğunlukta; uzaklaşmak istiyorum.
Söz çoğaldıkça tebessümün anlamı azalıyor gibi geliyor. Kuşlar ağaçlarda duruyor ama sanki uçmayı unutmuş gibi.
Bu yüzden sosyal medyadan uzaklaşıyorum. Çünkü bazı şeyleri fotoğraflarda ya da alıntılarda değil, anın içinde yaşamak istiyorum.
Belki de mesele çok okumak değil; gecenin sessizliğini dinleyebilmek. Kaçkarlarda demli çay eşliğinde kayan yıldızı izlerken, hiçbir şey söylemeyen şeylerin içinde anlam bulabilmek.
Kitaplardan çok, insanlarla, doğayla, rüzgârla, müzikle konuşmak istiyorum.
Bir ağacın hüznünü ve yeşermesini görmek, bir dalganın geri çekilişini ve yeniden coşmasını izlemek… Bunlar bazen bütün kitaplardan daha gerçek.
Dünya farklı fikirlerle dolu. Ama eksik olan şey şu: hissedilmeden çoğaltılan anlamlar.
Benim aradığım şey bilgiyi okuyarak değil, yaşayarak öğrenmek. Ses değil. His.
Sevgi burada başlıyor belki. Söylenenlerde değil, söylenmeden anlaşılabilenlerde.
Ve belki de asıl mesele şudur: çok okumak değil, temas edebilmek.
Başkalarının duygularını konuşmak yerine, kendi duygularımızla ve sevgimizle kalabilmek. İnsan en çok, kendine döndüğü yerde gerçeğe yaklaşır.
Ümmühan Yıldız