bazen tadında, orta yol denilen "kıvamda" bırakmak lazım bazı şeyleri. ıraklaşmak, seyrekleşmek, tenhalaşmak gerek. her türlü şeyin kalabalığı yorucu ve kekremsi gelebilir insana; kitabın, okumanın, yazmanın bile. bana ve herkese esenlikler temennisiyle diyelim..
1000Kitap
İki kişi?
İçimde iki kişi var. Biri her sabah vaktinde uyanıyor, gömleğini ütülüyor, faturaları gününde ödüyor ve dünyaya 'her şey yolunda' mesajı veriyor. Öyle uslu, öyle öngörülebilir ki bazen onu ben bile sıkıcı buluyorum. Ama diğeri... O tam bir felaket tellalı. Gece yarısı ortaya çıkıyor, tüm pencereleri açmak, her şeyi ateşe vermek ve sadece koşmak istiyor. Biri geleceği inşa etmeye çalışırken, diğeri dünü yakıp yıkmanın peşinde. Sorun şu ki; sabah uyandığımda aynada hangisinin gözlerine bakacağımı asla bilemiyorum.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bazen olur,kırık bir dalın yükünü bile taşıyamaz insan.
Okumaya devam
Hayat bazen cevap vermiyor. İnsan yine de sayfayı çevirmeye devam ediyor.
Alıntı
İnsan insanın sesini duymalı, yoksa dünya sevimsizleşir...
İnsanlar konuşuyor, okuyor, yorumluyor, paylaşıyor. Her yer alıntı cümlelerle dolu. Her şey söylenmiş gibi ama sanki hâlâ söylenmek istiyor. Kelime kalabalığı içinde kendi sesimi bazen duyamıyorum. Etrafım da aynı yoğunlukta; uzaklaşmak istiyorum. Söz çoğaldıkça tebessümün anlamı azalıyor gibi geliyor. Kuşlar ağaçlarda duruyor ama sanki uçmayı unutmuş gibi. Bu yüzden sosyal medyadan uzaklaşıyorum. Çünkü bazı şeyleri fotoğraflarda ya da alıntılarda değil, anın içinde yaşamak istiyorum. Belki de mesele çok okumak değil; gecenin sessizliğini dinleyebilmek. Kaçkarlarda demli çay eşliğinde kayan yıldızı izlerken, hiçbir şey söylemeyen şeylerin içinde anlam bulabilmek. Kitaplardan çok, insanlarla, doğayla, rüzgârla, müzikle konuşmak istiyorum. Bir ağacın hüznünü ve yeşermesini görmek, bir dalganın geri çekilişini ve yeniden coşmasını izlemek… Bunlar bazen bütün kitaplardan daha gerçek. Dünya farklı fikirlerle dolu. Ama eksik olan şey şu: hissedilmeden çoğaltılan anlamlar. Benim aradığım şey bilgiyi okuyarak değil, yaşayarak öğrenmek. Ses değil. His. Sevgi burada başlıyor belki. Söylenenlerde değil, söylenmeden anlaşılabilenlerde. Ve belki de asıl mesele şudur: çok okumak değil, temas edebilmek. Başkalarının duygularını konuşmak yerine, kendi duygularımızla ve sevgimizle kalabilmek. İnsan en çok, kendine döndüğü yerde gerçeğe yaklaşır. Ümmühan Yıldız
Duygu ve Düşünce
“İnsan yaşamak için birçok neden bulamayabilir; ama bazen yaşamak, başlı başına bir nedendir.