• Gecenin bir kısmını böyle feryatlarla, gözyaşlarıyla geçiren Meveddet Hanım, ertesi sabah en mesut bir kadın gibi, taze ve şen uyanırdı.
  • 280 syf.
    ·17 günde·Beğendi·10/10
    Golding'in herhangi bir eserini okumaya başladığınızda bir olgunluk sarıp sarmalar sizi. Başka bir deyişle, sayfaları çevirdikçe sizi kendine güvendiren bir yazardır Golding. En azından ben böyle hissediyorum. Tabii bunda daha önceden diğer iki eserini de okumuş olmam etkili olabilir, bilemiyorum. Bende Golding'i okurken hep şu his açığa çıkıyor: "Beni yine şaşırtacak". Serbest Düşüş'ü, arka kapakta bahsedildiği üzere "Bir itiraf" olarak nitelendiren Golding yine bir edebiyat şöleni ile karşımızda. Sammy Mountjoy (belki de 'William' Mountjoy?) isimli kahramanımız ilk sayfalardan itibaren bir araşıya düşüyor. Hayatın anlamı, özgürlük kavramının sorgulanması gibi konular aracılığıyla. Fakat yanlış anlaşılma olmasın, bu bahsettiğim kavramlar oldukça genel kavramlar. Bu kavramları genel için değil yalnızca kendisi için irdeliyor. Şundan da söz etmeliyim ki Sam'in bunları neden irdelediği kitabın başından itibaren bir süre anlaşılmıyor (eğer kitabın arka kapağını okumadıysanız), dolayısıyla siz de karanlıkta yürüyen gözleri görmeyen bir insan gibi hissetmeye başladığınız an Golding geliyor ve ellerinizden tutuyor.

    Aslında Serbest Düşüş bana göre bu 'karanlığın' ışık ile buluşmasının öyküsüdür. Çünkü kitapta bir düşüş vardır, düşüş karanlığa ve çok yönlüdür. Sammy bir savaş esiridir. Hücresindeki karanlıkta kendi geçmişindeki karanlıkların ne zaman aydınlıktan uzaklaşmaya başladığını sorgulamaya başlar. Böylece çocukluğuna döner. Çocukluğundan başlayarak tüm hayatını bir nevi tekrardan yaşamaya başlar. Birkaç cümle önce bahsettiğim kavram bizler için de geçerli değil midir aslında? Hayatımızdaki karanlık (evet, herkeste bir nebze karanlık vardır.) ne zaman aydınlıktan kaçsa işler ters gitmeye başlar, kendi içimize kapanır ve o iki zıtlığı tekrardan birleştirmeye çalışırız, değil mi? Çünkü insan zıtlıklardan meydana gelir bana göre. İşte Sammy bu ihtiyaç duyduğu kavuşmayı (karanlık ile aydınlığın kavuşması) uzun zamandır beklemektedir. Bunun son raddesi ise o karanlık hücredir. Bunu aşamamasının sebebi hayatının hangi bölümünde iki zıtlığın birbirinden ayrılmış olduğunu bilememesidir. Bu yüzden kendini yeniden yaşamaya başlar Sammy.

    Sammy'e göre geçmişteki kendi kimi zamanlar kendi değildir. Mesela bir çocuk Sammy, genç Sammy ile aynı kişi gibi gelmez ona. Aslında biraz düşündüğümüz zaman bu çok normal bir kavram değil midir? Elbette ki geçmişteki kişi olamayız, çünkü büyüme evresi geçirmişizdir. Fakat Golding'in irdelediği işin biraz daha derini. Sammy kendi geçmişini sentezleyerek baştan yaşarken kendi çocuk hali ile karşılaştığında onun kendisi olduğunu reddeder. Çünkü çocuk Sammy geçmişin kalın koridorları arasında sıkışıp kalmış en gerideki kişidir. Yaptığı hareketler (bir çocuk olduğu için) kendi benliğinin tam olarak bilincinde gerçekleşmez. Çocuk Sammy'ye göre yalnızca dış dünya vardır, kendi 'Sammy'liğinin' farkında değildir. Bu yüzden Sammy'e göre çocuk Sammy tamamen farklı bir insandır ve geçmişini sentezlerken onu bir nevi yaşayarak değil, film izliyormuş edasıyla değerlendirir. Elbette ki burada Sammy'nin çocukluk (ya da çocuk Sammy'nin) anılarından bahsedecek değilim. Sammy yön duygusunu kaybetmiş bir insandır. Kitaptaki çoğu bölümün sonunda özgürlüğünü kaybettiği yerin gerçekten orası olup olmadığını kendi kendine sorar. "Burada mı? Burada değil."

    Golding bu eserinde hayatın gerçekçiliğini önemli bir ayrıntı ile yansıtmış. Hayatta karşılaşılan zorlukların alakasızlığı ve 'bir andalığı'. Kötü bir haber aldığınız anı düşünün. O anda bu haberin sizin durumunuza göre dünyadaki en alakasız şey olduğu hissine kapılırsınız. Hiç bilmediğiniz bir insan en alakasız anda sizi telefondan arar, polis olduğunu ve bir yakınınızın trafik kazası geçirdiğini söyler. Bu tür anlarda insan elbette ki afallar. İşte belki de bu afallamayı gerçekçi yansıtmayı başardığı için hayatın gerçekçiliğini aktarabilmiş Golding. Tabii ki size Sammy'nin çalkantılı çocukluğundan bahsedecek değilim. Fakat şunu söylemeliyim ki Sammy'nin yaşadığı çalkantılı dönem hayatını büyük bir ölçüde etkiliyor. Bunu Sammy ile tanıştığınızda fark edeceksiniz.

    Sammy büyüyor aşık oluyor, siyasi olaylara giriyor hayatına devam ediyor. Olay örgüsüne fazla girmek istemiyorum fakat bazen dayanamıyorum. Yine dayanamayacağım sanırım. Sammy'nin gençlik aşkı Beatrice'den bahsetmek isterim. Onun psikolojisinden, aşkının saflığından ve bahtsız kaderinden. Beatrice'in kalbi Sammy tarafından büyük uğraşlar sonucu yumuşar, Sammy'in ilk düzenli aşkı okur. Kimi insanlar vardır; yüreği sıkı sıkı kapalı insanlar. Bunu aşk veya sevgi anlamında söylemiyorum. Her manada. İster bu insanları 'utangaç' ister 'asosyal' olarak adlandırın, onlar yüreği sıkı sıkıya istemsizce kapalı insanlardır. Beatrice da onlardan biri. Sammy'nin ona sorduğu çoğu şeye kesin cevaplar verememesi, onu 'belki'ler ile atlatmaya çalışması onu sevmediğinden ya da başka nedenlerden değildir bana kalırsa. Bazı insanlar konuşmadan anlaşılmayı çok isterler, çünkü içerisinde bulundukları durumu anlatmaya ya kendi kelime hazneleri ya da normalde varolan kelimeler yetmez. Böyle olunca kimi zamanlar umutsuzluğa düşen bu kişiler büyük bir çıkmaz içerisinde bulunurlar istemsizce. Belki kalpleri çok alıştıkları birine uzun bir zamandan sonra açılabilir fakat bunun için de geç olur. Geç olduğunda ise... Bu yazıyı yazarken dahi içimden Beatrice için öylesine üzülüyorum ki. Beatrice de dediğim kaderi yaşıyor. Kendisi Sammy'e alışıyor, doğuştan soğuk kalbi ona açılacak kadar sıcak hale geliyor fakat tam bu anda da hayatını değiştirecek olaylar başına geliyor. Daha fazla bilgi vermek niyetinde değilim, okuma zevkinizin zedelenmemesi için.

    Kitapta özellikle Beatrice beni çok üzdü. Özellikle ona kitabın sonlarına doğru tekrar rastladığım zaman itiraf ediyorum ki gözyaşlarımı tutamadım. Beatrice'nin Sammy'e içindekileri anlatmak istercesine sıkı sıkıya sarılması, onun yüzüne bakması, kimi zamanlar ise bakamayacak kadar çaresiz hissetmesi, yüzünü Sammy'in omzuna gömmesi... Hayatta her zaman böyle insanlar dikkatimi çekmiştir. Neden bilmiyorum. Diğer insanlardan olumsuz anlamda farklı insanlar. Kendini ifade etmekte aşırı bir zorluk çekenler, kalbi doğuştan soğuk (kötü anlamda değil elbette) olanlar, yaşadığı çaresizlikler karşısında kötü hallere düşenler. Bu özelliklerin hepsi Beatrice'de toplanınca esere bir de Beatrice'nin gözünden bakma uğraşına girdim. Sonuçta ise elde var sıfır. Onun gözünden esere ne denli bakabildim onu bilemem fakat onun yaşadıkları (belki de yaşamak isteyip de yaşayamadıkları) içimi yaktı. Bazı insanların kaderi böyledir, Beatrice gibi. Onları anlamalı, bağrımıza basmalıyız. Bir nevi herkesi herkes gibi düşünmemeliyiz. Bir kişi dıştan göründüğü gibi olmayabilir, psikoloji çok önemlidir. Bir çocuk tembellik ediyorsa, yaramazlık yapıyorsa kötü biri olduğundan değil, psikolojik sorunlarından dolayıdır belki de? Bu açıdan karanlığın kimi insanları gizlediğini, bizim bu karanlığa bakarak yorum yapmamamız gerektiğine de elbette ki değinmiş Golding.

    Daha sonraları Sammy içindeki karanlığın kaçtığı noktayı buluyor mu, içinde o iki zıt kavramı tekrar birleştiriyor mu (evet, insan zıtlıklardan oluşur.) bu konulara girmeyeceğim. Anlattıklarından sonra kendine sorduğu "Burada mı?" sorusunun cevabını ne zaman bulduğu ya da bulamadığı Golding severler için bir sürpriz olsun. Golding, Sammy'nin yoğun anlar yaşadığındaki duygularını öylesine bir ustalıkla anlatmış ki, kimi sahnelerde siz de bir Sammy olmuyor değilsiniz. Hücreye kapatıldığı sahnelerin tasviri öylesine gerçekçi ki, sanki siz de karanlıklar içinde kendi içinizdeki karanlığı arar hale geliyorsunuz (belki de gerçekten arıyoruz..). Bu açıdan karanlıkta ilerlemeye çalışan gözleri görmeyen bir insan oluyorsunuz. Belki de çağımızda biz insanlar böyleyiz diye düşünmeden edemiyorum. Karanlıkta yönünü bulmaya çalışan gözleri görmeyen insanlar. Hepimiz o yardım elini bekliyoruz. Farklı farklı eller hayal ediyoruz. Bu belki de yapımızdan dolayı böyle.

    İnsan bazen aydınlıklar içindeki karanlıktır, bazen de tam tersi. Bu kişiden kişiye göre değişken bir kavramdır. Örneğin karanlıklar içindeki aydınlık olan bir insan, karanlığını kaybederse aydınlık fazla parlak gelebilir ona. Diğerine göre de fazla karanlık. Önemli olan bu fark değildir bana kalırsa. Mühim olan kaybedilen tarafın arayışına çıkma cesaretini göstermektir. Kaybedilen tarafın ardından uçuruma onun arkasından atlayabilmektir. Bu eğer bilinçli bir 'atlayabilme' ise kişi kendini arayışın ilk ve en zor adımını atmış demektir. Sammy de bu tür bir insan zannımca. Kaybolan yanının ardından uçuruma kendi de atlıyor. Bu atlama eylemi elbette esere adını da veriyor. Teşekkürler Golding, bize bu denli etkileyici bir eser bıraktığın için. Uzun bir süre bu eserin etkisinden çıkamayacağımı hissediyor gibiyim. Bizlerin de bahsettiğim bu atlama cesaretini gösterbilmemiz dileğiyle.