“Soluksuz bir şekilde okudum.” diyebileceğim şekilde birkaç saat içinde okuyup bitirdim. Kitabı okurken özellikle kitabın adı her seferinde daha da dikkatimi çekti ve ne kadar yerinde bir seçim olduğunu düşündüm. Kitaba başlamadan önce, biraz havada ve özensiz bir başlık gibi hissettirmişti; ancak okudukça aslında etkileyici ve nokta atışı bir isim olduğunu fark ettim. Bunun yanında bana iyi edebiyatın özenli kelimelerle, süslü cümlelerle yapılmayabileceğini de gösterdi. Edebiyat türünü düşününce aklıma hep bunlar gelirdi en başta. Yaşamak ise, benim için bu konuda bir anti-tez oldu. O kadar etkileyiciydi ki gerçekten! Kitabı bitirdiğimden beri aklımda dönüp duruyor. Özellikle zamanında yaşanmış bazı tarihi olaylara da yer vermesi çok hoşuma gitti. Tarihe romanlarla tanıklık etmek çok hoş oluyor, bu kitapta olduğu gibi içeriğe bunu yedirmek, ufak detaylara değinerek o zamanın inceliklerine de şahit olmamıza fırsat tanınmasından ayrı bir keyif alıyorum. Bununla birlikte, aslında ideolojilerin üstün inanışlarının ne kadar önemsiz ve anlamsız olduğunu hissettirdi bana. Yazarın böyle bir amacı var mıydı bilemiyorum ama benim kitapta aldığım mesajlardan biri buydu. Özellikle köy yaşamı içerisinde, yoksul bir ailenin yaşamına ideolojik gelişmeler ekseninde şahit olmak, büyük devrim savaşçılarının yiğit mücadelerine değil de, arkada kalan halka bakmak çok anlamlıydı. Bir süre daha zihnimde yer edineceğine çok emin olduğum, “okusam mı?” diye düşünenlere de hiç şüphesiz okumalarını önereceğim bir kitap oldu. İyi ki okudum!