Bütün maddi, manevi, açık ve gizli etken ve imkanlardan oluşmuş bir güç, sanki en güçlü ve en seçkin tarih felsefecileri, sosyologlar, antropologlar, filozoflar, halkbilimciler, din bilimciler, sosyal psikologlar, siyasetçiler, oryantalistler, İslam bilimciler, Kur'an alimleri, fakihler, hikmet, irfan ve İslam edebiyatı uzmanlarından ve Ortadoğu'daki halkların sosyal geleneklerini, ruhi ve fikri özelliklerini, toplumsal ve sınıfsal zaaf noktalarını, duyarlılıklarını, sosyal ve sınıfsal davranışı özgü eğilimlerini iyi bilen kimselerden meydana gelen bir heyet görevlendirilmiş. Hangi amaçla? Elbette halkın ve çevrenin tam ve bilimsel bir incelemesini yapıp İslam'ı derin bir şekilde tanıyarak, İslamı kelimenin tam anlamıyla "ters döndürmek" amacıyla... Zira apaçık ortadadır ki söz konusu olan, bir dinin tabii değişimi ve yıkılışı değildir. Bilakis İslam'da ortaya çıkan şey ters dönmüşlüktür. Bu öyle bir ters dönmüşlüktür ki tesadüfle izah edilemez. Bu, tarihteki bilinçsiz tabii faktörlerden, yabancı kültürlerle karşılaştırmadan doğmuş veya İslam'a girmiş olan milletlere özgü ulusal, sınıfsal ve geleneksel görüşlerin tesiri altında ortaya çıkmış ya da kendini genellikle fikri bir ekol veya dini bir imana etkide bulunan, onu değiştirip saptıran başka bir tarihi, sosyal ve kültürel zorunluluk, şart ve sebeplerin tesiri ile gösterilmiş de değildir. Aksine öyle görünüyor ki İslam'da bu ters dönmüşlük, çok bilinçli bir şekilde ve ustalıkla ortaya konmuştur. Öyle ki İslam'ın en ileri itikadi ve ameli boyutları, en geri antisosyal etkenler haline gelmiştir.