Evet, ilk başlarda biraz fazla entelektüel ifadeler olarak kalabilirler ama sonra yaşamla ilişkilerini göreceğiz. Denetim odaklı korku kültürü yerine "dış tanıklığa önem veren", gelişim odaklı değerler kültürü yerine de "iç tanıklığa önem veren" kültür de diyebiliriz. Neden böyle diyorum? Çünkü korktuğun birinin gözüyle kendi düşünce, duygu ve davranışlarına anlam veriyorsun. Dış tanıklığa önem veren kültür korku temelli... Şayet kontrol eden, korkulacak kimse yoksa kişi istediğini yapabileceğini düşünür. Kimse görmüyor ki! Mesela sınıfta başlarında bir öğretmen yoksa istediği gibi kopya çekebileceğini düşünür.
İç tanıklığa önem veren kültürde ise bir işi yaparken kişi önce kendi özüne, vicdanına hesap verir. Sınavda öğrencinin başına gözetmen dikmeye gerek yoktur. En önemli denetimci içindeki vicdanıdır. İki tür kültür arasındaki en temel ayrım budur.
Dış tanıklığa önem veren korku kültüründe kişiye verilmiş programlar vardır. "Haydi yap!" derler. Kişi adeta askerî bir disiplin içerisindedir. İyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir vatandaş olmak için kriterler hep dışarıda mevcuttur. Ve böylelikle kişinin gözlemleyen bilinci, "Baba ne der, anne ne der, komutan ne der, hiyerarşi ne der?" gibi soruların yanıtına bakar. Bunun sosyal medyadaki karşılığı "Kaç kişi seni takip ediyor, kaç kişi 'like' ediyor, kaç kisi etmiyor?" olur.
İç tanıklığa önem veren kültürde bireyler, "Ben varım!" duygusu içerisinde sorar; "Ben ne düşünüyor, ne hissediyorum?" Akabinde ona göre "yanlış" ve "doğru"ya karar verir. lşte o zaman gözlemleyen bilinç içe döner ve vicdana, değerlere odaklanarak değerlendirmeye başlar. Sorar:
"Böyle bir seçim yapıyorum ama bu gerçekten kendi seçimim mi? Ben burada tam anlamıyla kendim miyim? Bu seçimle ilgili aynada kendi yüzüme gönül rahatlığıyla bakabilecek