Mecruh

#GazaStarving
Ben sefâletten ölürken seni sıkmazsa refah, Hak erenler buna ummam ki desin: Eyvallah! Şöyle bir bak: Ne harâb ortalığın manzarası... Ama hiç deşme sakın, çünkü yürekler yarası. Hani, insan sesi çağlardı şu vâdîlerde... Sor ki âfâka, o âlemler, o demler nerde? Yemyeşil yurda çöken kapkara toprak rengi; Dindi binlerce hayâtın ezelî âhengi. Yok civârımda bugün aç yatanın pâyânı; Her perîşan yuva bir âile kabristânı!
Hayat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Evet, ilk başlarda biraz fazla entelektüel ifadeler olarak kalabilirler ama sonra yaşamla ilişkilerini göreceğiz. Denetim odaklı korku kültürü yerine "dış tanıklığa önem veren", gelişim odaklı değerler kültürü yerine de "iç tanıklığa önem veren" kültür de diyebiliriz. Neden böyle diyorum? Çünkü korktuğun birinin gözüyle kendi düşünce, duygu ve davranışlarına anlam veriyorsun. Dış tanıklığa önem veren kültür korku temelli... Şayet kontrol eden, korkulacak kimse yoksa kişi istediğini yapabileceğini düşünür. Kimse görmüyor ki! Mesela sınıfta başlarında bir öğretmen yoksa istediği gibi kopya çekebileceğini düşünür. İç tanıklığa önem veren kültürde ise bir işi yaparken kişi önce kendi özüne, vicdanına hesap verir. Sınavda öğrencinin başına gözetmen dikmeye gerek yoktur. En önemli denetimci içindeki vicdanıdır. İki tür kültür arasındaki en temel ayrım budur. Dış tanıklığa önem veren korku kültüründe kişiye verilmiş programlar vardır. "Haydi yap!" derler. Kişi adeta askerî bir disiplin içerisindedir. İyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir vatandaş olmak için kriterler hep dışarıda mevcuttur. Ve böylelikle kişinin gözlemleyen bilinci, "Baba ne der, anne ne der, komutan ne der, hiyerarşi ne der?" gibi soruların yanıtına bakar. Bunun sosyal medyadaki karşılığı "Kaç kişi seni takip ediyor, kaç kişi 'like' ediyor, kaç kisi etmiyor?" olur. İç tanıklığa önem veren kültürde bireyler, "Ben varım!" duygusu içerisinde sorar; "Ben ne düşünüyor, ne hissediyorum?" Akabinde ona göre "yanlış" ve "doğru"ya karar verir. lşte o zaman gözlemleyen bilinç içe döner ve vicdana, değerlere odaklanarak değerlendirmeye başlar. Sorar: "Böyle bir seçim yapıyorum ama bu gerçekten kendi seçimim mi? Ben burada tam anlamıyla kendim miyim? Bu seçimle ilgili aynada kendi yüzüme gönül rahatlığıyla bakabilecek
Sayfa 32 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Hayat
Âsım - 6.kitap
Bana dünyâda ne yer kaldı, emîn ol, ne de yâr; Ararım göçmek için başka zemin, başka diyâr, Bunalan rûhuma ister bir uzun boylu sefer; Yaşamaktan ne çıkar günlerim oldukça heder? Bu güler çehre sezip güldüğü yoktur yüzümün; Geceden farkını görmüş değilim gündüzümün. Seneler var ki harâb olmadığım gün bilmem; Gezerim abdala çıkmış gibi sersem sersem. Dikilir karşıma hep görmediğim bilmediğim Sorarım kendime: Gurbette mi, hayrette miyim? Yoklarım taşları, toprakları: İzler kan izi; Yurdumun kan kusuyor mosmor uzanmış denizi! Tüter üç beş baca kalmış... O da seyrek seyrek... Âşinâ bir yuva olsun seçebilsem, diyerek... Bakınırken duyarım gözlerimin yandığını: Sarar âfâkımı binlerle sıcak kül yığını. Mehmet Âkif Ersoy
1000Kitap
Sosyal medyadan kaptığımız mesajın ne olduğunu ve basılı ki­taplardan kaptığımız mesajdan ne farkı olduğunu düşündürdü bunlar bana. Önce Twitter'ı düşündüm. Birincisi: Hiç­ bir şeye uzun süre odaklanmamalısın. Dünya 280 karakterden olu­şan kısa, basit ifadelerle anlaşılabilir ve anlaşılmalı. İkincisi: Dünya çok çabuk yorumlanmalı ve anlaşılmalı. Üçüncüsü: İnsanların he­men seninle hemfikir olmasından , kullandığın kısa, basit, hızlı ifadelere alkış tutmasından daha önemli bir şey yok. Başarılı ifade bir sürü insanın hemen alkış tuttuğu, başarısız ifade ise insanların gör­mezden geldiği ya da ayıpladığı bir ifade. Peki ya Instagram ? Birincisi: önemli olan dışarıdan nasıl gö­ründüğünüz. İkincisi: önemli olan dışarı dan nasıl göründüğünüz. Üçüncüsü: önemli olan dışarıdan nasıl göründüğünüz. Dördüncüsü: önemli olan dışarıdan görünüşünüzün insanlar tarafından beğenilip beğenilmediği.
Sayfa 88·Kitabı okuyor
Teknoloji ve Hayat
Uyku konusunda ne kadar sorunlu hale geldiğimizin göstergelerinden biri de, bu kriz konusunda bizi en çok uyarması gereken insanların -doktorların - lisanslarını almak için uykusuz kalmak zorunda olmaları. Tıp eğitiminin parçası olarak doktorların yirmi dört saatlik zorlu nöbetler tutmaları gerekiyor -24 adlı dizide Kiefer Suther­land'in canlandırdığı, terörist peşinde koşmaktan uyku uyuyamayan karakterden esinle "Jack Bauer çekmek" deniyor bu nöbetlere. Hastalarını tehlikeye atan bir uygulama bu. Ama uyku hakkında en bil­gili olması gereken insanların dahi akıl mantık sınırlarının ötesinde uykusuz kalmayı fetişleştirdiği bir kültür haline gelmiş durumdayız.
Sayfa 80·Kitabı okuyor
1000k