Hayalleri için çabalamanın, düşmekten korkmadan yola devam etmenin ve başarmanın gerçek anlamı üzerine düşündüren bir eser… Nurullah Genç’in anlatımıyla, zamansız ve mekânsız bir nefese doğru koşan atların izinde; umut, mücadele ve inançla örülü bir yolculuk…
Venedik Taciri, William Shakespeare’in adalet, intikam, merhamet ve dostluk kavramlarını derin bir ironiyle ele aldığı, dünya edebiyatının en ünlü trajikomik oyunlarından biridir. Borcuna sadık kalamayan bir tüccardan bedel olarak bir paund et isteyen tefeci Shylock’un öyküsü üzerinden yazar, dönemin toplumsal ön yargılarını ve hukukun katı sınırlarını sahneye taşır. İnsan doğasının hem karanlık hem de erdemli yönlerini kusursuz bir hitabet ve edebi dehayla işleyen bu ölümsüz eser, adalet arayışının nasıl acımasız bir intikam hırsına dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.
Venedik TaciriWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202214,7bin okunma
Evet, bu kitapla birlikte tüm yazarcaglayanyilmaz kitaplarını okumuş bulunmaktayım. Bilinçli olarak geciktirdim yoksa yazarın kitabı çıkalı çok oldu.
Eğer yazarın hikayelerini merak ediyorsanız, ilk kitaplarından okumaya başlamanız tavsiye ederim. Çünkü hepsi birbirinden bağımsız gibi görünse de kocaman bir evreni daldan budaktan okuyarak anlayamazsınız.
Misal kitaba ismini veren Çoğa bir başka kitabında yan ama çok önemli bir karakterdi. Ve ben onu çok merak etmiştim. Kurt Diyarının kasabı fav karakterim.
Kıssadan hisse bilgi vereyim, yazar Türk mitolojilerini ve Türk tarihini kullanarak epik fantastik hikayeler yazıyor. Atsız seviyorsanız yazarın hikayelerini de seversiniz. Şey biraz daha fazla sevebilirsiniz, Atsız'ın dili ağdalıdır azcık
Her neyse Çoğacığımı pamuklara sarmak isterdim ama vicdansız yazar sürekli çektirdi ona. Ne çektin be Çoğa hayın babası onu kapıya koyunca yakalanıp köle oldu. Kaçmak için çok uğraştı, bedel ödedi. Anam epik hikayelerde de çok Vicdansız oluyor bu yazarlar be. Küçük çocuk
Tabii bunları tarihle birleştirince, atalarımız için pek küçük bir yaş olmuyor biliyorsunuz. Benim akıl nerelere gidiyor böyle? Neyse hayatının travmalarını yaşadı Çoğa ama o zamanlar travma nedir bilinmediği için ve de bunalıma girecek vakti olmadığı için her fırsatı değerlendirdi bizimki. Anca bu kez de katil olarak yetiştirilmek için alıkoyuldu.
Devamını anlatmicim. Kurtuluyor tabii. Ancak yaşadığı korkunç şeyler ve kayıpları, onu canavara dönüştürüyor. Neyse kızmayacam canavar halini sevdik çünkü
Bolca savaş, katliam, intikam, kaos ne ararsan var. İçimdeki şiddet sever intikamcı üçüncü kişiliği ortaya çıkaran yazara teşekkürler.
Epope dehşet ve ibretle tavsiye eder!
Not: Prenses hikayeleri sevenler okuyamaz
Kitap, 1950'li yılların Türkiye'sinde, yoksul bir mahallede büyüyen ve hayatın acımasızlığıyla çok küçük yaşta tanışan Şaziye'nin, yani sonradan "Lüks Nermin" olarak tanınacak kadının hikâyesini anlatıyor. Evlilik vaadiyle kandırılan, ailesi tarafından dışlanan ve bir randevu evine satılan Şaziye, zamanla bu düzenin sadece tüketilen bir parçası olmak yerine oyunun kurallarını ögrenerek kendi düzenini kurmaya karar veriyor.
Lüks Nermin'in yükselişi sadece bir kadının güç kazanma hikâyesi değil. Aynı zamanda dönemin siyasetine, devlet mekanizmasına ve çıkar ilişkilerine de ayna tutuyor. Bakanlardan milletvekillerine, iş insanlarından bürokratlara kadar birçok ismin yolunun Nermin'in evlerinden geçmesi, dönemin görünen yüzü ile perde arkasındaki gerçekler arasındaki büyük çelişkiyi gözler önüne seriyor.
Lüks Nermin'in elindeki kırmızı kaplı defter
aslında onun gücünün sembolüydü. Ancak insan, sırrını bildiği kişilere güvenerek sonsuza kadar ayakta kalamıyor. Cezaevi süreciyle birlikte Nermin'in kurduğu düzen sarsılıyor ve geriye sadece hayatta kalma mücadelesi kalıyor.
Toplum çoğu zaman kadının bedenini ve hayatını
kendi çıkarları dogrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Güç sahipleri değişse de bedel ödeyenler genellikle aynı insanlar oluyor.
1950'li yıllarının siyasi ve toplumsal yapısına
farklı bir pencereden bakmak, gerçek olaylardan esinlenen çarpıcı bir yaşam hikâyesi okumak isterseniz bu kitaba bir şans verebilirsiniz.
Bir önceki okuduğum Cengiz Aytmatov kitabı Gün Olur Asra Bedel kadar çok sevmesemde bu kitapda yine Cengiz Aytmatov yazmış diyebileceğim kadar güzeldi
Devlet bir sobadir ve yakitı da yalniz insandır.
Heinrich Böll’ün Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru adlı eseri, modern insanın ne kadar kırılgan olabileceğini ve bir medyanın, bir insanın tüm hayatını tek bir manşetle nasıl harcayabileceğini gösteren sarsıcı bir deneyim oldu benim için. Hikaye, her şeyi kuralına göre yaşayan, son derece disiplinli ve dürüst Katharina Blum’un, sadece yanlış zamanda yanlış kişiyle tanışmasıyla hızla karanlık bir noktaya evriliyor.
Okurken beni en çok sarsan şey, toplumun ve medyanın Katharina’ya karşı takındığı o acımasız tavırdı. Onu kendi kurguladıkları bir "terörist sevgilisi" imajına hapsetmek için geçmişini, özel hayatını ve değerlerini nasıl vahşice çarpıttıklarını izlemek gerçekten dehşet vericiydi. Bir insanı hayatta tutan en önemli şey olan "onuru" elinden alındığında, geriye ne kalır ki?
Romanın finaline doğru Katharina’nın o gazeteciyle yüzleşmesi, benim için sadece bir çatışma değil, sistemin onun üzerinde kurduğu o yalan makinesine karşı verilmiş son ve çaresiz bir cevaptı. Yasal yolların tıkandığı, gerçeklerin manipüle edildiği bir dünyada Katharina'nın attığı son adım, onun için tek kurtuluş yoluna dönüşüyor.
Sonuç olarak Böll bana şunu sorgulattı: Eğer bir insan, toplumsal linç mekanizmaları tarafından köşeye sıkıştırılırsa ve elindeki tüm savunma araçları elinden alınırsa, geriye kalan tek çıkış yolu nedir? Katharina'nın hikayesi, sistemin bir bireyi nasıl kendi karanlığına çekip dönüştürdüğüne ve onurunu korumak adına bir insanın ne kadar ileri gidebileceğine dair, okuyanı derinden sarsan bir hesaplaşma. Eseri okurken sistemin acımasız dişlileri arasında ezilen bir karakterin, kendi sesini duyurmak için ne kadar ağır bir bedel ödediğini bizzat hissettim…
İyi okumalar.