Her insanın hayatında bazı geceler, bazı günler, bazi demler, bazi akşamlar vardır ki ruhunu ele geçirir, ona yeni bir yol gösterir , hiçbir zaman unutulmaz, kendi gölgesi gibi ölümüne kadar takip eder onu.
Aydinlik bir sabahin hafif bir yeli, dingin bir akşamüzerinin son ışığı, bir yaz gününün sıcaklığı, karanlık bir gecenin kayan bir yıldızı, beyaz bir karın içinde boy veren yumuşak bir çicek, usul bir yağmurun tertemiz birkaç damlası, bir insanın hayatında öyle etki bırakabilir ki , insan istese bile onların etkisinden kolay kolay kurtulamaz.
Yine yamacıma gelip duran Mam Sefo, bu tavuskuşudur , dedi , renklerin ve nakışlarin kuşu...
Yüzümü levhadan çevirmeden sordum ona: Cizre ülkesinde bu kuşlardan var mi Mamo?
Hayır , güney ülkesinde, Laleş ve Ninovada var bunlarda. Bu kuş senin atalarinin sembolüdür.
Birçok dil bilmesine rağmen Mam Sefo, hiçbir zaman ne karısı, ne de diğer Ermeniler gibi bildiği dilleri birbirine kariştirmiyor, çok temiz ve edebi bir Cizîra Botan Kürtçesini konuşuyordu. Benim Kürtçem ise, onunki gibi, Cizîra Botan'ın saf Kürtçesi değil , türkülerime , anlatımıma ve anılarıma uyan, yörede konuşulan bütün lehçe ve ağızlardan derlenen bir dildi. Ancak Mam Sefonun Kürtçesi üslubu , ahengi ve lezzetiyle , saf Cizîra Botan diliydi.