Peyami Safa denilince birçoğumuzun aklına ortaokul ve lise yıllarında okuduğumuz “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” gelir. Bir de dizi filmi çevrilen “Fatih Harbiye” adlı romanı. Onun “Matmazel Noraliya'nın Koltuğu" ve “
Yalnızız” gibi dünya klasikleri arasında yer alabilecek eserleri ise maalesef daha az tanınıyor. Ben onun adının, bu eserlerindeki psikolojik tahlilleri ve ruhsal çözümlemeleriyle Stefan Zweig ve Dostoyevski gibi büyük ustalarla birlikte anılması gereken isimlerden biri olduğunu düşünüyorum.
• • •
Bu duyguyu “Yalnızız”ı okurken bir kez daha tüm boyutlarıyla yaşadığımı söylemeliyim. Gerçekten de Stefan Zweig, nasıl “
Sabırsız Yürek”te teğmen Hofmiller’in hikâyesi üzerinden “acımak” duygusunun resmini çekiyorsa, o da Samim ve Meral’in hikâyesi üzerinden “yalnızlık” duygusunun resmini çekiyor. Dostoyevski, nasıl “
Karamazov Kardeşler”de bir baba ve oğullarının hikâyesi üzerinden insanın varoluşu, din, ahlâk, inanç, ateizm, nihilizm, hedenoizm gibi birçok konuyu sorguluyorsa, o da Samim, Besim, Feriha ve Meral gibi karakterleri üzerinden benzer sorgulamaları yapıyor. Özellikle farklı huy, mizaç ve kişiliğe sahip karekterlerin hikâyeleri üzerinden doğu-batı, madde-mana, ruh-beden, aşk-nefret, idealizm ve materyalizm gibi konuları sorgulayarak toplumun yaşadığı buhranı anlamaya çalışıyor.
• • •
Peyami Safa, yalnızca yaşananları sorgulamakla kalmıyor,
Thomas More’un “
Utopia”sında olduğu gibi Samim’in kaleme aldığı “Simeranya”sıyla o dönem insanı ve toplumunun içine düştüğü ruhsal bunalımdan çıkabilmesi için eğitimden sağlığa kadar yaşamın tüm alanlarını kapsayacak bir reçete sunuyor. O, bu reçetesinde insanın yalnızca para, mal, mülk gibi maddi şeylerle mutlu olamayacağını, aynı zamanda yaşamın anlamını keşfedip ruhunu manevi değerlerle doyurduğunda huzura