Bu kitap hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum açıkçası tek bildiğim okurken sanki yaşıyormuş gibi hissediyordum o yüzden izlediğim onca filmden bile daha çok zevk verdi bu kitap.
Gerçek okurların bu kitabı atladığını düşünmüyorum. Bı şekilde çoğu kişinin yüreğine dokunduğuna inanıyorum.
Okuduğum ilk kitaptı ve bu kitap sayesinde kitaplarla tanıştım.
Eğer bı ihtimal okumamış olanınız varsa hiç düşünmeden okuyunuz. Size tek tavsiyem bu...
Hayatımda 2 kitabın sonunda ağlamıştım. Birincisi Gazap Üzümleri ikincisi Sefiller. Sefiller'i okurken başta Fantine'ye çok üzüldüm. Onun yaşadığı çaresizliğe bir anne olarak evladını koruma çabasına ve çocuğunu göremeden ölmesine kahroldum. Tam bu üzüntüyü yaşarken diğer yanda Kozete'nin sefilliği ayrı üzdü. Bir sevgi kırıntısına bile muhtaç oluşu çok derinden hissettirilmiş kitapta. "Kırlangıç" lakabı takılmış handakiler tarafından. Aslında ne kadar doğru. Bir kırlangıç kadar ürkek kalbi ve o kadar küçük hassas bedeni. Aynı zamanda da kırlangıç gibi göklere yükselmeye layık bir kız çocuğu. Ve onu sefaletten kurtaran sefillik içindeki Jan Valjan. Kendi vicdan sorgulamasını yapan ve hep bu sorgulama ile hayatını sürdüren insan. Kozete'ye öz babadan bile daha çok babalık yapan yüce insan. Hayatım boyunca unutamayacağım seni Jan Valjan. Bir roman kahramanını bu kadar canlı kanlı yaşatan sanki hayatımızın içindeymiş gibi yaşatan VİCTOR HUGO'ya sevgi ve rahmetle.
Victor Hugo'nun tüm kitaplarını severek okudum, "Sefiller" den ayrı bir zevk alarak okudum. Çok sürükleyici, düşündürücü heyecanla okuyup bitirdiğim eser. Herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
Kitabın kahramanı aç ailesi için ekmek çalan Jan Valjan'ın bir kadırgada kürek mahkümü olması, oradan kaçma teşebbüsünden dolayı mahkümiyeti 19 seneye çıkarılır. Bu mahkümiyetin bitimi sonrası serbest kalır ama elindeki mahküm belgesi yüzünden herkes çok kötü davranır. Yiyecek ve yatacak yer vermezler. Bir piskopos onu evine alır Dan Valjan ise o evden gümüşleri çalarken yakalanır. Piskopos şikâyetçi olmaz üstelik üstüne de bir kaç gümüş daha hediye eder, böylece iyi adam olması için bir imkânlar sağlanmasıyla öykü başlar...bundan sonrasına siz bakın. Okuduğunuz her sayfada yeni maceralara eşlik edeceksiniz çok keyif alacaksınız.
Sevginin sıcaklığı ile kalın.
Sefiller, Paris ve romanın baş kahramanı Jean Valjean’dan ibarettir özünde. Uzun bir kurgu, ara ara tarihsel bir perde ile bölünüp karşımıza Fransa yahut Paris çıkıverir. Tam sıkılmaya başlanırken -meraklısı değilseniz- birden bir bakıverirsiniz tüm bu tarihsel anlatım ana kurgu ile son derece başarılı bir şekilde bağlanmış. En sonunda ise kurgu boyunca romana dahil olan tüm karakterlerin yazgısı Jean Valjean’a bağlanır. Bu örümcek ağı şeklini anımsatan dâhiyane kurgu Victor Hugo’nun ne denli eşsiz bir yazar olduğunun açık bir kanıtı olarak çıkar karşımıza.
Victor Hugo, Sefiller kitabını şöyle bitiriyor: “ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç.”
Sefiller kitabını ilk olarak ortaokulda okumuştum. Hala Jean Valjean'ın, papazın gümüş kaşıklarını çaldığını unutmam. Taa o yıllarda beni en çok etkileyen kitaplar arasına girmişti.
Yeğenlerine bir somun ekmek götürebilmek için yaptığı hırsızlık nedeniyle on dokuz yıl kürek mahkûmu olarak cezaevinde kalan Jean Valjean’ın yaşadıkları gelir ara ara aklıma. Bir ekmeğin cezası, ah hayır açlığın cezası 19 yıl olabilir mi?
Mesela bu adalet miydi?
Bir ömrü çürütmek ve bir ruhu...
Ailemle beraber uyarlaması olan filmini de izlemiştim. Kesinlikle şaheser bir yapıt.
Okunmalı, okutulmalı ve izlenmeli...
"Elmaslar ancak toprağın karanlıklarında, gerçekler de ancak düşüncenin derinliklerinde bulunur."
"İnsanlar aslında aydınlıktakiler ve
karanlıktakiler olarak ikiye ayrılır.
Karanlıktakilerin sayısını azaltıp,
aydınlıktakilerin sayısını çoğaltmak, işte
hedef budur. Bu yüzden 'Bilgi!', 'Bilim!' diye
bağırıyoruz."
Victor HugoSefiller
Sefiller
Yitip giden bir insanın öyküsü sefiller. Hayatın adaletsizliklerle dolu olduğunu gösteren bir roman. Jan valjean küçük yaşta yoksulluk nedeniyle çaldığı bir ekmek yüzünden 19 yıla yaklaşık hapis cezası yedi. Cezasını tamamen bitirmesine rağmen peşini bırakmayanlar, toplum içine sokmayanlar var. Hayatın adaleti bu işte bir ekmek çaldı diye 19 yıldır cezaevinde bedava ekmek verdiler. Sonra da onun peşini bırakmayan topluma başka biri olarak vali şeklinde işe girdi ve o toplumu kalkındırdı her şeye ve tüm olanlara rağmen. Ya Kozet'i çocuğuymuş gibi sevip ona bakması, onun mutluluğunu istemesi...
Victor Hugo'un kaleme aldığı Sefiller çok özel çok güzel bir kitaptı
“İnsanlar arasındaki hakiki bölünme şudur; aydınlıktakiler ve karanlıktakiler” Çok eskiden okumuştum, yine okurum.o kadar güzel bir kitap. Okumayan okusun mutlaka. Tavsiye ederim.
"Kalabalıklar daima tehlikelidir. İçlerinde mutlaka ruhunu ucuza satan alçaklar vardır."
Kitap, içerik olarak çok zengin ve akıcı bir anlatıma sahip. Benim incelemesini yaptığım kitap 512 sayfadan oluşmaktadır. Kitap başlıca karakterlerinden bahsedecek olursak. Bunlar: Mösyö Myriyel , Jean Valjean , Fantine , Cosette , Javert , Marius, Thenardiers ailesi gibi karakterler kitaba bağlayan başlıca ana karakterlerdir.
Yazar, Fransa'nın M. Ve D. Kasabalarında o zamanın ekonomik ve siyasi durumlarından izlenimlere yer verilmekte ve nasıl bir sefaletin hüküm sürdüğünü bize açıkça göstermektedir. Ayrıca kürek cezasına çarptırılan bir mahkûmun taşlaşan yüreğine iyilik elinin dokunuşuyla nasıl iyi bir insana dönüştüğü sürecini anlatmaktadır. Kitabın orijinal hali uzun soluklu olduğu için daha kapsamlı anlatılmıştır. Elimdeki bu kitapta da çokça konular ele alınmış ve başarılı bir şekilde de anlatılmıştır.
Eser için söylenecek o kadar çok söz var ki incelememi yazarken yazılarımı toparlamak için günlerimi vermem gerekti.
Bu eseri uzun bir tren yolcuğu gibi düşünün, koltuğunuza oturmuş pencerenize yansıyan manzarayı izliyorsunuz. Yolculuğunuz içerisinde birçok durak olacak, her durağınızda ayrı bir yer görecek ayrı bir duygu yaşayacak ayrı birşeyler öğreneceksiniz. Kimi zaman tarihe tanıklık ederken kimi zaman yaşamın en acımasız noktalarını soluyacaksınız. Yeri gelecek toplum denen olguların en kötümser yargılarını hissedecek yeri gelecek insanlığın manasını arayacaksınız. Hepsi bu kadarla bitmeyecek uzun düşüncelere dalacak ve birçok şeyi sorgulayacaksınız...
O halde lokomotifi çalıştırıp bu elzem yolculuğa çıkmak için incelememize geçelim.
Hugo eserinde birçok konuya değinsede özellikle altını çizdiği meselelere eser içerisinde ayrı bir yer tutmuştur.
Bu sebep ile öncelikle ilk duraklarımızı eserin ana konuları üzerinde yapacağız
1. Durağımız: Dönemin Mevcut Kilisesi (Ruhban sınıfı) ve Aristokrasi içerisindeki Nepotizm olgusu, seküler bir bakış açısıyla eleştirilmiş. Eleştirinin hikaye içerisindeki entegrasyonu ise eleştirilecek olguya istinaden yaratılan anti karakterler ile yapılmıştır. Merak etmeyin incelememizin ilerleyen kısımlarında tüm karakterlere değineceğiz.
Ek bilgi:
Martin Verga Tarikatı dönemin dinsel yobazlık mevcudiyeti için önemli bir örnekleme olmuştur. Her ne kadar dönemin kilisesi eleştirilmiş olsa da ağırlıklı olarak Hristiyanlık misyonerliği de anti karakterler ile yansıtılmış.
2. Durağımız: Tarihsel Vurgular
Özellikle Fransız Devrimi Sonrası Mevcut Durum Yani Monarşi - Cumhuriyet arası mekik dokuma dönemine büyük bir yer ayrılmıştır. Bu noktada yazarımız bizlere siyasi görüşünü yansıtmıştır. Gençliğinde şiddetli bir kral yanlısı olsa
"Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç."
İncelememe kitabın özeti gibi olan bu alıntı ile başlamak istedim.1724 sayfayı bir cümlesine sığdırabilmiş bir yazar Victor Hugo.
Yaşamadan geçen sefil bir hayatın kitabı, Sefiller. Karakterler değişse de yaşanan acı ve sefaletler ortak.
Kitaba başlamadan önce çekinsem de kitabın başındaki şu cümleler beni esere çekti:
" Erkeğin cahil ve umutsuz olduğu kadının ekmek için bedenini sattığı, çocuğun kendini eğitecek bir kitabın, kendini ısıtacak bir ailenin yokluğunda acı çektiği her yerde Sefiller kitabı kapıyı çalıp şöyle diyor: Sizin için geldim, sayfalarımı çevirin."
Bu cümleleri okuduktan sonra tam zamanında geldin Sefiller hoşgeldin diyerek, eseri buyur ettim ve iyi ki de öyle yapmışım.
Sefiller (2 Cilt Takım), sadece hacmiyle değil içeriğiyle, anlatımıyla, oluşturduğu duygu yoğunluğuyla, tasvirleriyle, ruh tahlilleriyle, içerdiği bilgilerle dolu dolu olan büyük bir kitap.
Neler yok ki bu kitapta?
Yoksulluk, sefalet, bozuk hukuk sistemi, siyaset din, fedakarlık, önyargı, iyilik, kötülük, erdem, vicdan, özgürlük mücadelesi, pişmanlık, mutluluk, gözyaşı, teslimiyet...
Haliyle bu kadar duygu ve düşünce içinde kitaba hapsoluyor insan. Ve kitap bittiğinde bir dostunla vedalaşır gibi bir his oluşuyor.
Her duygu esere öyle güzel işlenmiş, her karakter birbirine o kadar muazzam bir şekilde bağlanmış ki eserin bir başyapıt olmasına şaşmamalı.
Jean Valjean sadece ekmek çaldığı için 19 yılını hapiste geçirmiş bir kürek mahkumu. Kitapta onunla yolları kesişen başka hayatlara da tanıklık ediyoruz. Kitapta sadece Jean Valjean’ın hayatı yok elbette. Jean Valjean’ın yanında, Fantine, Cosette, Marius'un da acıları duygulandırıyor, etkiliyor.
Sefiller bu hayatları anlatırken aynı zamanda Fransız Devrimi'nin, Waterloo Savaşı'nı, savaşın ve devrimin
Victor Hugo 26 Şubat 1802'de Fransa'da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra kendini tümüyle edebiyata adadı. 1824 yılında Fransız coşumcularının (romantikler) yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Cenacle adını taşıyan coşumcu sanatçılar çevresinin üyesi ve onun odak noktası oldu. 1830-1843 arasında en verimli dönemlerinden birini yaşadı. Romanları, tiyatro yapıtları ve şiirleriyle başarıdan başarıya koştu. 1831'de Notre Dame de Paris (Paris'in Notredame Kilisesi) adlı büyük romanını yayımladı. 1841 yılında Fransız Akademisi'ne üye seçildi. Çok sevdiği kızı Leopoldine'nin 1843'de kazayla boğularak ölmesi üzerine 1852'ye dek yeni yapıt vermedi. 1848 Devrimleri'nden sonra parlemento üyeliğine seçildi. 3. Napoleon'un hükümet darbesini engellemeye çalıştı, başaramayınca 1851 yılında Belçika'ya kaçmak zorunda kaldı.
Ateşli bir demokrasi ve cumhuriyet yanlısı olarak imparatorluk rejimini eleştiren yapıtlar yazdı. 1855-1870 arasını küçük bir İngiliz adası olan Guernsey'de geçirdi. O dönem yazarlığının en üretken yılları olmuştur. 1862 yılında başyapıtı olan Les Misérables (Sefiller) adlı romanını yayımladı. Bunu 1866'da Les Travailleurs de la Mer (Deniz İşçileri) ve aynı yıl L'Homme qui Rit (Gülen Adam) gibi önemli romanları izledi.
Fransa'da Cumhuriyet yeniden kurulunca Paris'e döndü. Ulusal Meclise seçildi. Artık Fransa'nın en gözde kişilerinden biriydi. Paris Komünü'nün ezilmesinden sonra komüncülerin bağışlanması için çok uğraştıysa da sonuç alamadı. Giderek siyasal ve toplumsal yaşamdan elini eteğini çekti.
1885 yılında ölüm döşeğinde iken; "Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir." diyerek 22 Mayıs 1885 yılında hayata gözlerini yummuştur.