Puan vermedi·120 syf.··
2026 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 20:12
Bir programda Murat Menteş'e sevdiği ve ilgi duyduğu yazarlar sorulduğunda bu seride geçen yazarlardan bahsetmişti. Felsefeden şiire, polisiyeden tasavvufa, her türde ilgilenen yazarlarla tanışabileceğimiz,yeni düşünürlerle hemhal olabileceğimiz bir diyalog kitabı olmuş.Murat Menteş'in kendi ağzıyla sorular sorduğu ve yazarların eserlerinden iktibas edilerek karşı tarafın cevapladığı bir zaman makinesi tarzında edebi bir seyahat. Herkesin yaşadığı hayatlar ve verdiği mücadeleler birbirinden farklı ama bu kitaptaki yazarların ortak noktası dertlerini yazıyla anlatmış olmaları Belkide sizde size rehberlik edecek veya dost olacak yazarla tanışma şansınızı bu kitapta bulursunuz. Ben kitabı okurken her yeni bir yazarda onun hayatını araştırıp daha fazla bilgi edinmeye çalıştım.benim için daha güzel oldu. Kitabın başında yazan cümle ile sözü bitireyim."okumak fikirlerimizi riske atmaktır"...
1000Kitap
Derde Deva RandevuMurat Menteş · April Yayıncılık · 20193,889 okunma
ŞİDDETLE ÖNERİYORUM
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
Eveet harika bir kitapla daha karşınızdayimm. Şunu diyebilirim ki kesinlille yilin favorilerine girer. Okuduğum en iyi Matt Haig miydi daha karar veremedim ama yakin. Gece yarısı kütüphanesine benzer bir kitapti ama bu sefer öldükten sonra olanıydı. Ölüme yakınkenki degil Ölümden sonra -bazi insanlara uçak, gemi falanda olabiliyor- bizi bir tren alıyor. Ve bizde bu trenle yaşamımıza bir göz atıyoruz. Hayatımız gözümüzün önünden geciyor. Düşününce bir aniyi hatirlasak bile tamamen hatirlamiyoruz. Wilburda bunu farkediyor. Konuşmalar mesela sadece ne hakkinda konuştuğumuzu hatirliyoruz belkide onu bile hatırlamıyoruz. Ama Wilbur bunlari tekrar yasama sansi buluyor. Aşk hayati, ailesi, arkadaşları, abisiyle olan ilişkilerine derin bir göz atiyoruz. Wilburun pişmanlıklari, keşkeleri ve üzüntülerine birebir şahit oluyoruz. Ve bence harikayfi bu. Çok güzeldi kesinlikle şans verin derim. <3 Incelemem kisa oldu ama yazmak istedim mazur görün :D
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026377 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·464 syf.··
2026 59. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Adaşım Ela mücadeleci bir ruhu olan biri.Bir davanın peşine düşer ve çete liderini hapse gönderir. Malesef ki sonrasında emek verdiği mesleğinden oluyor. Sonra hayatına Serkan giriyor belkide biten herşey onun gelmesiyle şekilleniyor. Adaleti sağlamak için elinden geleni yapan Ela Aydemir, bir gün kaçırıldığı depoda yıllardır kaçtığı geçmişinin tam ortasına düşer. Hayatını mahveden adamı zorlukla hapse attırdıktan sonra yeni bir sayfa açan Ela`nın, Serkan Karavan tarafından kaçırılmasıyla korktuğu sahne yeniden kurulmuştur. Yalan pusuya kurulmuş bir yılan gibi bütün sahneyi sarmış zehrini akıtmayı bekliyordur. LYıllardır beklenen savaşın çanları çalarken kimsenin beklemediği aşk işleri daha çok zorlaştırır. Fakat kimsenin bilmediği, ön göremediği şey şudur: “Her savaşın, bir kazananı vardır.” Yayinevinden ilk defa kitap okudum kalitesi ve konusu çok güzeldi.
Savcıİlayda Koçyiğit · Vera Kitap · 202586 okunma
10/10
·224 syf.··
2026 49. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 17:44
Günümüzde sıkça duyduğumuz, hatta çoğu zaman gelişigüzel kullandığımız bir kavram belkide "narsistlik" ama bu kitapla bir kez daha fark ediyoruz ki narsistlik yalnızca kendini beğenmişlik ya da bencillik değil. Bazen bir insanın ruhuna usul usul işleyen, onu kendi benliğinden uzaklaştıran, hislerini ve hatta gerçeklik algısını bile kaybetmesine neden olan görünmez bir savaş gibi.. Melal ve Sadberk'in hikâyeleri ile ele almis Funda hanim bu konuyu. Bu iki hikayede karakterlerin yaşadıkları kırgınlıklardan çok bu kırgınlıkların onların iç dünyalarında açtığı yaralar oldu. Bir süre sonra insanın karşısındaki kişiyi sorgulamayı bırakıp kendisini sorgulamaya başlaması, kendi hislerinden şüphe duyması ve attığı her adım için suçluluk hissetmesi öylesine gerçekçiydi k, birçok okurun satırlar arasında kendinden parçalar bulacağından eminim. Bir insan ne zaman kendinden vazgeçmeye başlar? Bir ilişkinin içinde kendi sesini kaybettiğini ne zaman fark eder insan? Ve daha da önemlisi, kaybettiği o sesi yeniden bulmak mümkün müdür? Sizce... okuru rahatsız eden ama üzerine düşünmeye mecbur bırakan bu soruları karakterlerin yaşamları üzerinden başarılı bir şekilde bizlere aktarmış Funda hanim. Karakterlerin yaşadığı kırılmaları, hayal kırıklıklarını ve iç çatışmaları okurken aslında yalnızca onların hikâyesine tanıklık etmiyoruz. Bir insanın adım adım nasıl yıpratılabileceğini, sürekli eleştirilmenin, değersiz hissettirilmenin ve duygusal manipülasyonun insan üzerinde nasıl bir etki bıraktığını da görüyoruz. İnsan bir sabah uyandığında kendini kaybetmiş olmuyor. Bazen küçük cümleler, bazen görmezden gelinen davranışlar, bazen de yıllarca taşınan yükler birikerek insanın omuzlarına çöküyor.. Melal ve Sadberk iliskillerinde kendini surekli sorgulamalari, kendi hislerinden suphe
Kocam Bir NarsistFunda Uçuk Er · Hayy Kitap · 2025426 okunma
9/10
·517 syf.··
2026 3. kitabı
·
175 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 03:45
Derin bir nefes alalım evet, tamı tamına bir yıl sonra bu kitabı bitirdim. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni benim o zamanlar kitap okumaya alışmaya çalışmam, okuması kolay ama her sayfanın yoğunluğu mu bilmiyorum ama ruth senin Allah belanı versin. Ben senin kadar olmadı gerektiği gibi yazılan sinsi, bahanelerin ardına saklanan, hilekar bir kadın görmedim. Yazılışın, olman gereken, mevkin seni anlamama neden olsa bile yaptıklarından hatta direkt seni oo kadar sevmiyorum hatta nefret ediyorum ki... Eğer kaşındaki martin değil başka birisi olsa umrumda olmazdı ama ruth böyle benim sabrımı sınadı hele hele sonda yaptığı şey... Neyse rutha sövme seansım bittiğine göre kitaba gelebilirim. Öncelikle bu kitabı anlamak için hani %100 anlamak için ciddi bir sosyoloji, piskoloji, şair, siyasi bilgiye sahip olmalısınız yada sürekli sayfanın arkasına gidip bilgileri alıp devam etmelisiniz. Açıkçası arkaya bakmak çok yorduğundan ben devam ettim ama şu an bile anlamadığım görüşler ve bilmediğim şeylet oldupunu biliyorum. Üstüne bu kitabı okuması kolay ama anlaması, irdelemesi bence zor bir kitap. Okurken hiç zorlanmadım, bilmediğim kelimeler bile aşinalığım vardı ama yukarıda dediğim şeyleri bilmediğimden bazı sayfaları iki üç kere okuyup düşünmek zorunda kaldığım oldu. Onun dışında Martin, sen nasıl bit karaktersin. Sen benim hayatımda okuduğum en kırık, sonuna en rahatladığım, farkındalık anlarında seninle beraber üzüldüğüm nadir karakterlerdensin. Bir çok kitap okudum ama bu kadar aralıklı aralıklı okumams rağmen her bir sahnesi zihnime kazınan başka bir kitap çok az oldu. Yazarın dili bu konuda aşırı iyi, hele o son 200 sayfadaki betimlemeleri, martini yaşadıklarını vermesi, o boşluk hissiyle beraber son sayfadaki yaşamla ölüm arasındaki çırpınışı o kadar güzel verdi ki... Tek
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Bir Bardak Kahve Mi İçsem, *ntihar mı Etsem ?
Puan vermedi·110 syf.··
2026 23. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 02:48
Delirmek mi hayır tam olarak değil. varolabilmeyi küçümsemek, bir doğum sancısının dayanılmaz çilesinin edebi hali ve çivisi çıkmış bu dünyayı yaşanılacak bir yer olarak görememenin 100 sayfaya sıkıştırılmış çığlığı. 2. Dünya savaşından sonra bir insan profili çizmeye kalksak sanırım postmodern dünyanın yaşamla bağı kalmamış insanını kalemimiz tuttuğunca Camus gibi anlatmaya çalışırdık ancak Camus kadar çıplak, iç organlarımıza kadar kimse göremezdi.. Yaşamda tutunacak bir değer, sarılabilecek bir varlık kalmamıştı, annemiz bile yabancılaşmıştı, hiçbir acı ve hiçbir keder bizi yerimizden kıpraştırmaya gücü yetmezdi, hayat zaten mutlu olunacak bir yerde değildi.. neredeyse hepimiz yalnızca “çalışmak için yaşıyorduk ? Bize vaaz edilen şekliyle dünya çile keş bir cehennemdi. Evet, Yabancılaşan insan için dünya bir cehennemdir. ve sözcüklerin arasındaki anlam farkı bile kaybolmuştu. Ölüm , yaşam kadar olağan ve doğum küçümsenen bir eylem halini almıştı. Devlet, aile ve tanrı… tarihsel süreçlerde icat ettiğimiz, kutsaliyetini göklere taşıdığımız tüm o putlar, değerler yıkılmış, toprağın altına gömülmekle, yeryüzünde yaşıyor olabilmenin arasındaki fark tamamen silikleşmişti. Tüm istemcimizin dışında varlık halini bulduğumuz anlamı kalmayan yaşamın ağırlığı altında çürümüştük belkide.. Bir bardak kahve içmekle, bir iple kendini asmak arasında fark bulamayan insanın hayat gibi bir kutsalı olabilir miydi ? Camus’un tüm sorgulaması da aslına bakarsınız burada başlar. Camus bu kitabı kendi zihin dünyası üzerinde yazmamıştır çünkü: hiçliğin kendisi bile bir anlamı ifade edecek biçimdedir. Hayat hala sorgulanacak bir şeyse onun için yaşamda devam etmelidir . Yaşamaya dair umudunuzu diri tutun :)
Alıntı
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma