Nihal

Evet, doğru, eskiden bir denge vardı. Ne var ki pembe gözlüklerimizden kaçınalım. 1800’lere kadar kadınlar ortalama altı çocuk doğururdu. Yani nüfusun her nesilde artmış olması gerekirdi. Oysa nüfus üç aşağı beş yukarı sabit kaldı. Geçmişin mezarlıklarındaki çocuk iskeletlerini hatırlıyor musunuz? Ortalama altı çocuktan dördü ebeveyn olamadan hayatlarını kaybettiği için geriye bir sonraki nesilde ebeveyn olacak iki çocuk kalıyordu. Bir denge vardı. Nedeni insanların doğayla denge içinde yaşaması değildi. İnsanlar doğayla denge içinde ölüyorlardı. Bu son derece gaddarca ve trajik bir durumdu. Bugün insanlık yeniden dengeye erişiyor. Ebeveyn sayısı artık artmıyor. Ancak bu denge eski dengeden çarpıcı bir şekilde farklı. Bu yeni denge hoş bir denge; tipik ebeveynler iki çocuk sahibi oluyorlar ve o çocukların ikisi de ölmüyor. İnsanlık tarihinde ilk kez dengede yaşıyoruz.
Sayfa 97·Kitabı okudu
Eğitim
Reklam

Nihal

, bir kitap okudu
Puan vermedi·224 syf.·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2025 17:38
·
2025 22. kitabı
Alice Miller
8.2/10 · 4.205 okunma
Yetişkinliğe götüren yol, maruz kalınan zulmün hoşgörülmesinden değil, kendi gerçeğimizin anlaşılmasından ve kötü davranılan çocuk için empati geliştirilmesinden geçer. Kötülüklerin hayatlarımızı nasıl kötürüm bıraktığını, pek çok fırsatın nasıl yok edildiğini ve bir sonraki nesle istemeden nasıl müthiş bir ızdırabın aktarıldığını birer yetişkin olarak anlamamızdan geçer. Ancak anne babalarımızın iyi ve kötü yanlarını tartmaktan vazgeçersek, bu trajik farkındalığı kazanabiliriz. İyi ve kötü yönleri tartmakta ısrarcı olursak, tekrar şefkate, maruz kaldığımız zulmün inkarına geri döneriz, çünkü ‘dengeli’ bir bakış açısına sahip olmamız gerektiğine inanırız. Kanımca bu bir zamanlar çocukken gösterdiğimiz çabaları yansıtır. Yetişkin bakış açısı, bu dengeleme sürecini reddetmelidir, çünkü kafa karıştırır ve hayatlarımıza müdahale eder. Elbette çocukken hiç dövülmemiş, asla cinsel istismara maruz kalmamış çocukların bu çalışmayı yürütmesi gerekmez. Ebeveyninin eşliğinde iyi duygularının tadını çıkarabilir, buna sevgi diyebilir ve kendilerini herhangi bir şekilde inkar etmeleri gerekmez. Böylesi bir ‘çalışmanın’ yükü, suistimal edilmiş ve kendilerini kandırmanın bedelini fiziksel hastalıklarla ödemek istemeyen bireylerin sırtındadır.
Sayfa 151·Kitabı okudu
Kişisel Gelişim
Yetişkinler olarak yalnızca duygularımızı özgürce ifade edemediğimiz bir durumun içine saplanır kalırsak nefret ederiz. İşte bu bağımlılıktır nefret etmeye başlamamıza sebep olan. Bu bağımlılığı kırar kırmaz (ki bir totaliter rejime mahkum değilsek, normalde yetişkinler olarak bunu yapabiliriz), bu esaretten kendimizi kurtarır kurtarmaz, artık nefret etmeyiz. Ne var ki nefret varsa onu yasaklamak iyi bir şey değildir, ki bütün dinler bunu yapar. İnsanları nefret doğuran bağımlılıktan kurtaracak bir davranış türünü tercih edeceksek, önce nefretin sebeplerini anlamamız gerekir.
Sayfa 113·Kitabı okudu
Kişisel Gelişim
Tanrı'yı, isyankarlığım ve hüsranım için beni cezalandırmasın da her şeyi affeden bir sevgi ile beni ödüllendirsin diye sevmek zorunda olma yönündeki tuhaf inanç, çocuksu bağımlılığımızın ve güvensizliğimizin bir ifadesi ve tıpkı anne-babalarımız gibi, Tanrı'nın da bizim sevgimize ümitsizce muhtaç olduğu varsayımı haline gelir. Ancak bu tamamıyla tuhaf bir düşünce değil midir? Ahlakın dikte ettiği gerçek olmayan duygulara muhtaç daha üstün bir varlık, hüsrana uğramış ve yönünü şaşırmış ebeveynimizin sergilediği güvensizliği fazlasıyla andırır. Böylesi bir varlığa, ancak kendi ebeveynini hiç sorgulamamış ve onlara olan bağımlılığı hakkında hiç düşünmemiş insanlar Tanrı diyebilir.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Kişisel Gelişim
Reklam