“Hayat güzeli ya da kötüyü ya da adaleti ahlak ölçütleri olarak tanımaz… gereksinim, bütün ahlakların en yüce ve en adilidir.
Hayat bilinç ölçütü olarak rasyonel olarak soyutlanmış hakikatleri tanımaz, eylem bütün hakikatlerin en yücesi ve en kesinidir.”
Worringer’e göre soyutlama dürtüsü doğaya hükmedememekten, empati dürtüsü ise doğayla uyumlu bir etkileşimden kaynaklanmakta, doğaya hükmedecek bilgiye sahip olmayan ‘primitif insan’ doğa korkusunu soyutlamaya yönelerek gidermektedir. 20. Yüzyıl başında pek çok sanatçının primitivizme yönelmesi, Worringer’in sözünü ettiği ‘doğayla uyumsuz ilişki’yi çağrıştırmış; Klee’nin dediği gibi, giderek ‘korkunçlaşan dünyaya’ uyum sağlayamayan sanatçının içsel ruh hallerine ve metafizik arayışlara yöneliminin Birinci Dünya Savaşı dönemine denk gelmesinin bir rastlantı olmadığı düşünülmüştür.
“Sık sık evrim sözcüğünü de duyuyorum. Bana tekrar tekrar resmimin nasıl evrimleştiği soruluyor. Oysa bana göre resimde geçmiş ya da gelecek yoktur. Eğer bir sanat yapıtı her an şimdide değilse, söz konusu edilmeye değmez. Yunanlıların, Mısırlıların ve başka zamanlarda yaşayan büyük ressamların sanatı geçmişin sanatı değildir; hatta belki bugün her zamankinden daha canlıdır. Sanat kendi kendine evrimleşmez, insanların düşünceleri değiştikçe ifade biçimleri değişir.”
Oda kararmaya başladığında karşısındaki iki yabancıya değil de boşluğu hayal gücünün dolduracağı iki belirsiz gölgeye konuşacaktı. Böylece sohbet çok daha doğal bir şekilde gerçekleşecekti. Kim bilir belki de öğrenci yurtlarında ya da karı koca arasındaki en samimi sohbetlerin yatakta, karanlıkta yapılması bununla ilgiliydi.