19. yüzyıl Viktoria Dönemi'nde yazılmış bu eser dönemin insanlarının bakış açılarını çok iyi bir şekilde gözler önüne seriyor. Kadınların yalnızca ev işi, yemek ve çocuktan ibaret olması gerektiğini düşünen bir toplumda yazar olmak bir hayli zor olsa gerek. Charlotte Brontë ve iki kız kardeşi de bu duruma çözüm olarak bir takma isimle kitaplarını çıkarmışlar. Onlardan biri kitabın da karakteri olan Jane Eyre.
Babası da öldükten sonra tamamen öksüz kalan Jane Eyre yengesi ve kuzenleriyle birlikte yaşamaya başlar. Yengesi onu hiç sevmemektedir, ne yapsa bir kabahatini bulmaktadır. Sonrasında yurda gönderilir ve orada eğitimini tamamlar. Bir mürebbiye olarak kendine iş arar ve en sonunda bir malikaneye kabul edilir. Buranın efendisi Bay Rochester'a zamanla aşık olur ve bu aşk onu sonu bilinmez türlü yollara düşürür. Daha fazla anlatıp heyecanı kaçırmayalım. Çünkü klasik bir aşk hikâyesinden çok başka. Buraya bir de anlamlı bir alıntı eklemek isterim.
"Hayat hep böyledir,"diye konuşmasını sürdürdü, "hoşuna giden bir yere yerleşir yerleşmez bir ses sana kalkıp oradan gitmen gerektiğini söyler çünkü dinlenme süren dolmuştur."
600 sayfa gözünüzü korkutmasın. Olaylar sürekli canlı tutuyor okuma hızını ve akıp gidiyor. İngiliz edebiyatını merak ediyorsanız okumadan geçmeyin derim. Herkes yüreğindeki Jane Eyre'i bulmak isteyecektir.