Merhaba arkadaşlar. Hepimize mutlu akşamlar ve şimdiden mutlu haftalar dilerim. Kitabı okuduktan sonra sizde de bir şaşkınlık hali oldu mu? Çünkü kitap 50 sayfa çıktı. PDF olunca hiç dikkat etmemişim. Haliyle aniden bitti. Ben daha uzun bir eserle karşılaşacağımı düşünüyordum. Sonda söyleyeceğimizi başta söylemek en güzeli aslında: Si vis pacem, para bellum. Yani, barışı korumak istiyorsan savaşa hazırlan. Devamında ise karşımıza şu çıkıyor. Si vis vitam, para mortem. Yani, yaşama katlanmak istiyorsan ölüme hazırlan. Kitapta geçen bu sözler aslında pek çok yerde farklı biçimlerde de karşımıza çıkıyor. Yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış, sözü de bizlerde meşhur bir söz olarak karşımıza çıkar. Aslında insan var oldukça inkar edilemez biçimde yaşamın ve ölümün varlığı böyle sözleri sıkça karşımıza çıkarmaktadır.
Bütün kitabın özetini söylememi ister misiniz? SAVAŞ, HAYAL KIRIKLIĞINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. İşte bu kadar net bir cümle. Gerçek olan da bu zaten. Görüyorum bazen savaş meraklısı, asalım keselim zihniyetinde insanlar oluyor ama bunların eline silah versen tutamazlar. Aynı insanların -kendilerince- en büyük başarıları da ‘Mehmetçik Şuraya, Mehmetçik Buraya’ sloganları atmaktan ibarettir. Nasılsa ateş düştüğü yeri yakıyor, yanmayan ne bilsin. Topyekûn bir savaş (Kurtuluş Savaşı gibi) kaçınılmazsa, o zaman başka tabi.
Yine bu ölüm üzerinden ilerlediğimiz zaman şu soruyu sorabiliriz. Açıklamalı bir soru yapabiliriz hatta. Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde hatırladığımız ölüm durumunu gözümüzün önüne getirelim. Korku olarak değil de ölümü yaşanacak bir kaçınılmaz olarak gören insanlarsak değer, sevmediğimiz insanların ölümlerine şahit olduğumuzda ne tepkiler veriyoruz? Ben bazılarında biraz etkilenen biri olarak bu soruyu özellikle