Kendimle hasbihal…
Gözümü sıkıca kapattım Bir şeyleri unutmak istiyor gibiydim Ama hatırlamak istedim, Belkide hiç olmamak. Sonra yeniden kendim olmak istedim. Baktım uzunca... Pencereden yansıyan ışığın duvardaki aksine baktım. Bir hayâlim vardı onu hatırladım. Sonra hayâlime ulaşmaya engel, önüme koyduğum koca dağlara baktım... Ve o an, zihnimde hepsi eriyip gittiler Anladım ki birkaç tepecikten ibarettiler. Gözümde neyi büyüttümse önümde taş olarak onu gördüm. Ben kendim koymuştum ,kendim örtmüştüm hayâllerimle aramdaki perdeyi.. Evet şimdi fark ettim ama bunun bir ehemmiyeti yok.. Yolum yürünmemekten ot bağlamış. Menzilimin tahayyülümdeki rû’yeti gittikçe azalmış. Benmişim aslında kendime engel. Kurduğum, kurguladığım , önüme çıkardığım ne varsa hepsi bir çengel, Bir domino misâli dokunmamla dökülüp gittiler. Ben mi? Hayır, beni götürmediler... Ben yine buradayım, geceye birazcık hüzün bıraktım. Bir acılık hissettim damağımda.. Ve başka bir acı, bağrımda...
"Dün kalbini kırdığın kişinin bugün vefat haberini alsan, ben haklıydım" tesellisi avutur mu seni? Ne gerek var üzmeye ve üzülmeye?"🖋️🖤
1000Kitap
Reklam
Sana İnanıyorum ama Güvenmiyorum
Bu ifade ilk bakışta çelişkili görünse de aslında önemli bir ayrımı içinde barındırır. Çünkü inanmak, bir kişinin ne yapacağını öngörebilmektir; güvenmek ise o davranışların sana zarar vermeyeceğinden emin olmaktır. Ben, yapacaklarına ve sonuçlarına inanıyorum. Çünkü seni tanıyorum; hangi koşullarda nasıl davranacağını az çok biliyorum. Ancak güven dediğimiz şey yalnızca öngörülebilirlikten değil, aynı zamanda duygusal emniyetten beslenir. Bu yüzden mesele senin ne yapacağın değil; benim o davranışların içindeki yerimdir. İnancımın dayanağı sensin, fakat güvenimin mayası benimdir. Çünkü insanın güven duygusu, karşısındakinden önce kendi deneyimlerinden, sınırlarından ve anlamlandırma biçiminden doğar. (A.ka)
Psikoloji
Çünkü insan acı çektikçe hissizleşirdi, ben acı eşiğimi çoktan doldurmuştum.
Bir Emevi mirası: Sorumluluğu Allah'a atmak
Kur'an'da anlatılan "kader" kozmoloji için konan ölçüleri-yasaları ifade eder. 1 Bu bağlamda insanın kaderi de "özgür iradesi ile yaptığı seçimler" ekseninde ölçülendirilir. 2  Bu sebepledir ki seçimlerimizin sonuçlarının getirdiği sorumlulukları vardır. İşte bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler kendi tercihlerinin, kararlarının yol açtığı sorunlarla yüzleşmekten kaçmanın yolu olarak tüm bunların kendileri dışındaki faktörleri sonucu olduğunu bunun önceden belirlenmiş bir plan/kader olduğunu iddia ederler. Özellikle de sorumluluk toplumsal ise yani siyasi liderler kendi sorumluluklarındaki eylemleri meşrulaştırmak, bu icraatları sorgulatmamak için "Biz yapmıyoruz; bunları bize Allah yaptırıyor" derler. Bu tarihin en eski siyasi manipülasyonudur: Allah'ı kendine kalkan edinip, sorumluyken kendilerini sorgulanamaz kılmak… Yöneticilerin kaderi kullanıp Allah'ı istismar etme taktiklerinin Müslümanların tarihindeki ilk izdüşümünü Muaviye'de rastlıyoruz.  Peygamberimizin arkadaşlarından Hucr b. Adiy'i Hz. Ali taraftarı olduğu için öldüren Muaviye, tepkiler karşısında zor durumdaydı. "Biz yapmadık, Allah yaptırdı bize" diyerek kendisini sorgulanamaz kılmaya çalışmıştı. Emevilerle birlikte "Zillullahi fi'l-Arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve "Sultânullahi fi Arzihî" (Allah'ın yeryüzündeki gücü) gibi sıfatlarla kutsallık kazandırılıyor, sultanların her icraatı, Allah adına sayılıyor dolayısıyla eleştirilemiyordu. Çünkü bu yapan, Allah adına(!) iş yapan birisiydi. Muaviye'den sonra yerine sultan olarak varis bıraktığı Yezid döneminde Kerbela, Harre gibi travmatik katliamlarına, kadınlara tecavüzlere, yağma ve yolsuzluklara vb. büyük yıkımlarına gerekçe olarak bunların Allah'ın önceden belirlediği planı/kaderi olduğunu camilerden vaaz ettirmişti.  Bir başka Emevi
Alıntı
“Üzgünüm üzgünüm sevdiğim”
Adını dağlara, taşlara yazsam, Adına şiirler, şarkılar yazsam, Gözlerinin her şeyden bile güzel olduğunu yazsam, Gözlerinin şiirlerden, şarkılardan bile güzel olduğunu yazsam… Ben anladım ki sevdiğim, ben sana yenildim. Ben anladım ki sevdiğim, ben sana esir düştüm. Ben anladım ki sevdiğim, ben sana karşı kaybettim. Üzgünüm, üzgünüm sevdiğim; Ben anladım ki gözlerin kadar güzel bir şiir yazamam. Üzgünüm, üzgünüm sevdiğim; Ben sana gözlerin kadar güzel bir şiir yazamam. Doğru değil miyim karşında saçmalıyorsam? Doğru değil miyim gözlerinde kaybolmak istiyorsam? Doğru değil miyim sana şarkılar, şiirler yazmak istiyorsam? Üzgünüm, üzgünüm sevdiğim; Ben doğru kişi değilim. Üzgünüm, üzgünüm sevdiğim; Ben sana gözlerin kadar güzel bir şiir yazamam. Suç mu, suç mu gözlerin kadar güzel bir şiir yazamamak? Suç mu, suç mu sana şiirler, şarkılar yazamamak? Suç mu, suç mu sevgine esir düşmek, gözlerinin içinde müebbet yemek? Üzgünüm sevdiğim, ben seni seven bir suçluyum. Üzgünüm, üzgünüm sevdiğim; Ben gözlerin kadar güzel bir şiir yazamam.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam