Bir ses var insanın içinde... Hiç susmayan, hep konuşan...
Şimdi sus ve kendini dinle kâri.
Dinle ki hâlâ sesler geliyor içinden. Sussan da susamıyorsun. Durduramıyorsun içinden gelen bu sesi. İsmine "nefs"diyorlar. Diler misin bu kez biz konuşalım o içimizdeki nefsle? Aşk diyarına Hüdâyî kapısından girip nefs ile cenk edelim ister misin?
Şimdi nefsinle konuşacağım bir hikaye anlatacağım sana kâri. Nefsinin konuşacağı bir hikâye.. Sen de ki hayal ben diyeyim ki muhal imkansız lakin şunu bil ben inandım ki içimize bunları düşüren dahi nefsimizdir. Bizi durduran ve kandıran da nefsimizdir. Ve hatta şu anda içinde bir ses varsa ve, okuma bu kitabı bırak, diyorsa sana inan ki o da nefsinin sesidir
Hem her kitap bir kişi için yazılır kâri. Belki de bu kitap yalnızca senin için yazılmıştır...
Senin güşün benim için devrim.
Ama o gülüşü duyamıyorum.
O gülüşü göremiyorum.
Günlerdir kendime kızıyorum. Çünkü bunu ben başlattım. Seni güldürmek istedim ve şimdi senden o gülüşü çaldılar.
Yeniden gül.
Lütfen.
Yoksa ben bir daha hiç gülmeyeceğim.
Gülmeyi kendime yasaklayacağım.
Bedir Aslan yine haklıydı. Ben sahibinden izin almadan bahçesine girmeye çalışıyordum.
Başımı olumlu yönde salladım.
"Haklısın, en azından artık haddimi biliyorum."
"Aşk bazen insanı terbiye eder."
"Daha çok ağzıma tükürüyor gibi Bedir, ne dersin?"
“Birine âşık olduğumu anlamam... Âşık olmak anlaşılır bir durum değildir. Kimse kendi kendine durup da ben âşık oldum demez. Kimse âşık olduğunu fark edemez. Aşk gizli bir duygudur, insanı birdenbire ele geçirir; saati, tarihi, mekânı umursamadan. Aşk birdenbire gelir, parmak uçlarından, saç tellerine kadar bütün bedenine yerleşir. Bakışların değişir, sesin değişir, dokunuşların değişir. Hayatın değişir. Âşık insanın su içişi bile diğerlerinden farklıdır. Bardağı daha sıkı tutar artık, hayata bağlanması için, hayata sıkı sıkı tutunması için farklı bir sebebi vardır. Çünkü artık kalbi doludur, su bardağının ellerinin arasından kayıp yere düşmesine, kırılıp paramparça olmasına izin veremez. Artık yemeğini yarıda bırakamaz, evden ayakkabılarının bağcıklarını bağlamadan çıkamaz. Artık her şeyi tam yapmak zorunda hisseder kendini. Bunları hisseder, çünkü onu motive eden bir duygu vardır. Onu sıcak tutan, üşümesine izin vermeyen bir duygu. Âşık olduğu insan onu, elini dahi tutmadan ısıtıyordur. İçini ısıtıyordur... Buna rağmen âşık olduğunu anlayamaz. Bir insanın âşık olduğunu anlaması için tek yol, birinin onu kolundan tutup, ‘Sen âşık olmuşsun,’ demesidir. Ancak o zaman anlar. Durur böyle, birkaç saniye boş boş bakar. Ben harbiden âşık olmuşum der... Âşık olmak anlaşılmaz, âşık olmak fark edilir.”