alt dudağım titreyerek, "beni mutlu eden şeyler listeme seni eklemek için çok mu geç oldu? önemli değil, yine de seni ekliyorum," dedim.
yanağında bir gamze belirdi ve bana bunu zaten biliyormuş gibi baktı. başıyla evini işaret ederek, "gel, bella," diye mırıldandı.
eklemlerim kilitlenmeden önce tek bir adım attım, ayaklarım yere yapıştı ve hareket edemedim. benim hareket edemediğimi fark ettiğinde diğer yanağındaki gamzesi belirdi.
eve bakarak, "komik olan ne?" diye mırıldandım.
“evimize girmek için neden bu kadar gerginsin? benim gergin olmam gerekmez miydi?"
"hayır," diye homurdandım. koltuk altlarımda ter birikmeye başlamıştı ve beynim bizim evimiz demesine takılmış ve orada sıkışıp kalmıştı.
açıkçası, beni buraya en son getirdiğinde yaptıklarından dolayı hâlá çok utanıyordum. ve bu durumla ilgili daha da rahatsız edici olan şey, onunla kalmamı istemesiydi.
çünkü kahrolası bir nedenden dolayı, enzo sevilmeye değer biri olduğuma karar vermişti. sanırım tekne kazası geçirdiğimizde o kadar sert kafasını vurmuştu ki aklını kaybetmişti ama ben onu bırakamayacak kadar bencildim.
o gün ikimiz de bir parçamızı kaybetmiştik. ama o deniz fenerinde takılıp kaldığımız zaman diliminde geriye kalan dağınık parçalarımızı yavaş yavaş birleştirdik, ta ki birlikte olmamızın ayrı olmamızdan daha anlamlı olduğuna anlayana kadar.
enzo'nun sevilmeye değer olduğuna şüphe yoktu ve bu beni korkutsa da artık ondan kaçmak istemiyordum.
ön kapının önünde durup gözleri güneş ışığından parıldarken tamamen bana döndü.
sıcaklıktan yoksun olsa da pat diye, "ne?" diye sordum.
yüzünde bir sırıtış belirdi ve göğsüme çarpan eller dondu. kalbim ve vücudum gerçekten sinir bozucu olan bu basit hareketle felç oldu.
"seni affettiğimi biliyorum, değil mi?" diye sordu.
burnumu çektim. "bu
enzo çenesini devirip yavaş bir nefes aldı. artık tamamen kıkırdarken onun omuzları da neşeyle titriyordu. başını kaldırdığında, yüzüne en güzel gülümsemesi yayıldı ve gülümsemesi kalbimi masanın savrulduğu gibi savurup, çarpmış gibi hissettiriyordu. gülümsemesi tüm yüzünü aydınlatıyordu ve bana şefkatle bakarken ela gözleri parlıyordu.
mutlu olduğunda ışık saçtığını görünce mest oldum ve merakla, "beni neden öptün?" diye sordum.
yüzündeki gülümseme azalınca bakışlarındaki yoğunluk aydınlandı. etrafımda dönerek ellerini başımın iki yanına yerleştirip beni kafese kapattı.
bu... bu içinde olmak istediğim tek kafesti.
"okyanusta öyle derin bir yer var ki içinden tek bir ışık noktası geçmez. ve o kadar uzun süre orada hapsoldum ki nefes alamıyordum. seninle tanıştığımda beni o karanlıktan çıkardın ve ilk kez hava almak için yukarı çıktım. sen benim oksijenim oldun, bella ladra ve ben artık sensiz nefes alamam."
kalbim göğsümden fırladığında sanki nefes alamıyormuşum gibi geldi. hiçbirinin beni sevmesini istemedim ama şimdi istiyordum. tanrım, beni sevmesini istiyordum.
bana taktığı adın ne anlama geldiğini hatırlatarak, "güzel hırsız," diye mırıldandım. "artık ben o değilim."
beni yakından inceleyip, bana yaklaşırken yüzünde hâlâ o şefkat vardı, gülümseyerek dudaklarını bir kez daha yukarı çekerken burnunu benimkine sürttü.
"bir hırsızsın, bebeğim. adımı çaldın ve şimdi de kalbimi çaldın. benden başka ne istersen iste, vermeye hazırım."
"ben bunu hak etmi..."
çenemden tutunca yanaklarımı dişlerime bastırdı.
"benim tarafımdan sevilmek cehennem gibi acıtacak. hak ettiğin her şey bu sevgi."
sonra tutkuyla, "seni seviyorum ve sen de beni seveceksin," dedi. sanırım ölüyordum, yine de bu an şimdiye kadar sahip olduğum en mutlu andı.
otomatiğe bağlanarak, "seni
Enes'ten (r.a)nakledilmiştir: Amcam Enes Ibn Nadr Bedir savaşında bulunmamıştı. "Ey Allah'ın Rasûlü! Müşriklerle savaştığın ilk savaşta bulunamadım. Allah benim müşriklerle bir savaşta karşılaşmamı nasip ederse yapacağım işleri elbette görecektir" dedi.
Uhud savaşı yapılıp da Müslümanlar dağılınca "Allahım! Bunların (Müslümanları kastediyor) yaptığından dolayı senden özür diliyorum. Öbürlerinin (yani müşriklerin) yaptığından da sana sığınıyorum" dedi. Sonra ilerledi. Yolda Sa'd b. Muaz ile karşılaştı. "Sa'd!" dedi, "Nadr'ın Rabbine andolsun ki, cennet! Ben Uhud'un ötesinden cennetin kokusunu alıyorum" dedi.
Sa'd (Hz. Peygamber'e olayı anlatırken) "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben onun yaptığına cesaret edemedim" demişti.
Enes diyor ki: O gün amcamda seksen küsür kılıç, mızrak ve ok yarası bulduk. Öldürülmüş ve müşrikler onun burnunu kulağını kesmişlerdi. Onu yalnızca kız kardeşi, parmak uçlarından tanıyabildi.
Enes diyor ki: Biz biliyoruz -veya zannediyoruz- ki bu ayet o ve onun gibiler hakkında indi.
"Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir. Kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir."
{Ahzâb, 23}