Sahilde gördüğüm her iki kişiden biri köpeğini gezdiriyor. Oranı biraz abartmış olabilirim ama geçen bir saat boyunca bende oluşan izlenim, ben yokken memlekette köpek edinme seferberliği ilan edilmiş olabileceği yönünde. Eskiden dışarıda bu kadar çok sahipli köpek görmezdiniz. Bir de eskiden kimse köpek boku temizlemezdi; öyle bir, ne derler, konsept yoktu.
Şüphesiz medeniyet yolunda bir ilerleme bu; insanın köpeğinin bokunu uluorta bırakması görgüsüzlük raddesinde bir düşüncesizlik elbette, terbiyesizlik hatta. Ama elinde ters yüz ettiği bir poşetle köpeğinin sıçmasını beklemeyi de nedense memleketim insanına yakıştıramıyorum. Köpekleri tuvalet eğitimi vererek evcilleştirdiğimizi farz ediyoruz ama bu sahneye her tanıklık ettiğimde bu tuhaf güç ilişkisinde asıl terbiye edilenin, köpeğinin arkasından sıçtığını temizleyen hemcinsimiz olduğunu düşünmeden edemiyorum.
Gece gündüz ne çektiğimi bir Allah bilir bir ben bilirim. Bizi tazyik ile meclisi dağıttılar. Fikirlerini adeta açıktan açığa dayatıyorlar. Ben güya mutlak bir hükümdarmışım gibi muamelede bulunuyorlar. Doğrudan doğruya bana müracaat ediyorlar. Meşrutiyetten bahsedince hangi meşrutiyet diye karşılık veriyorlar. Yalnız sizi tanırız ve sizi temiz addederiz diyorlar… Ben milletin ateşli küllü üzerinde oturdum. Saltanatın kuş tüyünden minderleri üzerinde oturup gömülmedim. Bunlardan kimseye bahsedilmiyor. Millete de malumat verilemiyor. Elbette bir gün tarih bu hakikatleri yazar. Siz güvenilir olduğunuz için bu şeyleri gizli olarak yalnız size söylüyorum… Eğer akıllı ve tarafsız bir halefi olsaydı vallahi, billahi, tallahi kabul etmezdim. Saltanat ile teneşir arasında ne kadar mesafe olduğunu bilirim. 
Vahdettin