Puan vermedi·68 syf.··
2026 26. kitabı
Stefan Zweig’den yine harika bir kitap. 1 saatte bitirilebilecek, ancak etkisi uzun süre devam edecek bir eser. Daha önce Stefan Zweig okumadıysanız bu kitapla başlamanızı öneririm. Hem yazarın diline hem de psikolojik derinliğine alışmak için güzel bir başlangıç. Gelelim kitaba… Öyle büyük bir aşk okuyoruz ki, aşk için nelerden vazgeçebileceğimizi sorgulatıyor. Kitap, ünlü bir yazarın doğum gününde isimsiz bir kadından uzun bir mektup almasıyla başlıyor. Mektubu yazan kadın, 13 yaşından beri yazara büyük bir aşkla bağlı olduğunu anlatıyor. Hayatının merkezine onu koymuş, yıllarca uzaktan sevmiş ve onun haberi olmadan yaşamını bu sevginin etrafında şekillendirmiş. Tam anlamıyla platonik bir aşk. Kadın bu karşılıksız aşk uğruna yalnızlık, özlem ve hayal kırıklıkları yaşıyor. Mektubunda, birlikte geçirdikleri kısa anların kendisi için ne kadar değerli olduğunu ve bu ilişkinin hayatını nasıl etkilediğini samimi bir şekilde dile getiriyor. Kadının tek isteği, yazar tarafından hatırlanmak. Ancak yıllar içinde yolları birkaç kez kesişmesine rağmen yazar onu hiçbir zaman hatırlamıyor. Kitap; karşılıksız aşkı, takıntıya dönüşen bağlılığı, yalnızlığı ve insanın görülme, hatırlanma arzusunu etkileyici bir dille anlatıyor. Mektup boyunca bir kadının ömrü boyunca içinde taşıdığı büyük sevginin ve derin hüznün tanığı oluyoruz. Aşkının büyüklüğü, kendinden bile vazgeçmesi ve her şeye rağmen sevdiği insanın üzülmesini istememesi insanın içini burkuyor. Kadının tek istediği şey hatırlanmaktı. Ve bu mektupla yazarın onu unutamayacağı kesin… Ben de kitabı bitirdikten sonra o kadını unutamadım.
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,8bin okunma
Neyim,Kimim ve Ne Hissediyorum?
8/10
·110 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 09:11
Albert Camus’nün Yabancı romanını bitirdiğimde, zihnimde ne işlenen suç ne de olay örgüsü kaldı; ben sadece Meursault’nun o sarsılmaz dürüstlüğüne ve topluma karşı verdiği sessiz direnişe takılı kaldım. Kitap boyunca toplum, Meursault'dan yazılı olmayan kurallara göre oynamasını, herkes gibi yapmacık maskeler takmasını bekliyor. Bizden beklendiği gibi üzülmemizi, sevinmemizi ya da pişman olmuş gibi yapmamızı istiyor. Meursault ise sadece dürüst kalıyor; ne hissediyorsa onu yaşıyor, hissetmediği hiçbir duygunun ise taklidini yapmıyor. Annesi mi öldü, yeterince üzülmedi mi üzülmüş gibi yapmıyor. Vs vs. (Olaylara dair spoıler vermek ıstemedıgım icin bu örnekte kestim.) İşte beni bu romanda en derinden yakalayan şey tam olarak bu oldu: Bir insanın, sırf toplumun ikiyüzlü kalıplarına ve sahte ahlak kurallarına ayak uydurmadığı için "canavar" ilan edilmesi. Hikaye ilerledikçe anlıyorsunuz ki, sistem aslında bireyin özünü ya da niyetini değil, kendi tiyatrosuna eşlik edip etmediğini yargılıyor. Meursault bu yapay tiyatronun bir parçası olmayı reddettiği an, toplum tarafından tamamen dışlanıyor ve hedef tahtasına oturtuluyor. Çünkü toplum, kendi yalanlarını yüzüne vuran bu yalın dürüstlüğü asla hazmedemiyor.Bence Yabancı, basit bir karakter analizi değil; sahte bir düzene ayak uydurmaktansa kendi doğrularıyla ayakta kalmayı seçen bir insanın manifestosudur. Eğer yaşamak, sırf başkaları tatmin olsun diye maskeler takıp sahtekarlık yapmak anlamına gelecekse, bu sistemin dayatmalarına boyun eğmemek en büyük özgürlüktür. Varsın dışlasınlar, varsın yargılasınlar; çünkü kendi doğrularınla bir "yabancı" olmak, toplumun yalanlarıyla kaybolup gitmekten çok daha dürüst bir duruştur.
Duygu ve Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·152 syf.·
2026 31. kitabı
Kitap, 1840’lı yılların Topkapı Sarayı’nda yaşayan bir şamaroğlanının gözünden anlatılıyor. Sarayda şehzadelerle birlikte büyüyen bu çocuk, herkesin fısıltıyla bahsettiği “Kınalı Serçe”nin peşine düşüyor. Bu arayış yıllar boyunca sürerken okur da onunla birlikte sarayın iç dünyasını, geleneklerini, insanlarını ve zamanla değişen Osmanlı’yı tanıyor. En sevdiğim tarafı, tarihin kuru bilgiler halinde verilmemesiydi. Topkapı Sarayı’nın gündelik yaşamını, saray adetlerini ve değişen zamanların insanlara etkisini bir çocuğun merakıyla okumak çok keyifliydi. Bir yandan gizemli bir hikâyenin peşinden giderken bir yandan da fark etmeden tarih öğreniyorsunuz. Şermin Yaşar’ın sıcak anlatımıyla İlber Ortaylı’nın tarih bilgisi çok güzel birleşmiş. Kitap hem eğlenceli hem öğretici. Kahkaha ile hüznü aynı sayfada buluşturabilmesi de ayrıca hoşuma gitti. ben bu kitabı gerçekten çok beğendim. Kısa olmasına rağmen dolu dolu bir kitaptı. Merak duygusunu sonuna kadar korudu, tarihi sevdirerek anlattı ve okurken yüzümde sık sık bir tebessüm bıraktı. Kitabı bitirdiğimde sadece güzel bir hikâye okumuş değil, aynı zamanda Topkapı Sarayı’nın dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkmış gibi hissettim. hem öğretici hem sürükleyici, tarih ile hikâyeyi çok başarılı bir şekilde birleştiren harika bir kitaptı.
Kınalı Serçeİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20251,796 okunma
İnceleme
Puan vermedi·384 syf.··
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:58
Türk mitolojisini, efsaneleri ve alternatif tarih kurgusunu seven biri olarak Oz’un Kalbi Mu Kıtası benim için oldukça farklı bir okuma deneyimi oldu. Kitap, Mu ve Atlantis gibi gizemli uygarlıkları merkezine alırken, Boğa, Börü, Gök Geyik ve Aslan gibi semboller üzerinden güç, bilgelik, adalet ve liderlik kavramlarını işliyor. Mu kıtasının görkemi, Oz Birliği'nin kudreti ve Atlantis ile yaşanan büyük mücadele kitabın temel çatışmasını oluşturuyor. Okurken en çok hoşuma giden şey, yazarın Türk kültüründen ve mitolojik unsurlardan beslenen zengin bir dünya kurmuş olmasıydı. Sadece bir savaş hikâyesi okumuyorsunuz; aynı zamanda sadakat, inanç, ihanet ve medeniyetlerin yükselişine dair düşünmeye sevk eden bir anlatının içine giriyorsunuz. Özellikle karakterlerin temsil ettiği değerler ve kutsal güçler, hikâyeye epik bir hava katıyor. Bununla birlikte kitap zaman zaman yoğun bilgi aktarımı ve geniş evren tasviri nedeniyle dikkatli okunmayı gerektiriyor. Fantastik ve mitolojik kurgulara alışkın olmayan okurlar için bazı bölümler karmaşık gelebilir. Ancak sabırla ilerledikçe olayların ve karakterlerin birbirleriyle olan bağlantıları daha anlamlı hâle geliyor. Genel olarak Oz’un Kalbi Mu Kıtası, Türk mitolojisini fantastik bir kurgu içinde okumak isteyenler için oldukça ilgi çekici bir eser. Ben kitabı okurken kendimi bazen bir destanın içinde, bazen de kadim uygarlıkların kaderini belirleyen büyük bir savaşın ortasında hissettim. Özellikle tarih, mitoloji ve epik anlatıları seven okurların şans vermesi gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
Duygu ve Düşünce
Oz’un Kalbi Mu KıtasıÇağlayan Yılmaz · Panama Yayıncılık · 2017624 okunma
6/10
·336 syf.··
2026 45. kitabı
Yani tatlı bir kitap öyle ahım şahım değildi ama güzel okunuyor hemen bitti zaten . Beğendim de diyemem beğenmedim de diyemem öyle çok bir şey bekleyerek okumayın ben biraz çok bir şey bekleyerek okumuşumtum ama değil . Bu türleri seviyorsanız bu kitabı da seversiniz diye düşünüyorum genel güzeldi
Kırık Bir KalpStephanie Garber · Dex Kitap · 20221,284 okunma
Kurdun,kuşun hakkını gözeten bir medeniyet anlayışı ♡
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 93. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:04
Bu kitapla Ahlat'tan İstanbul'a Köklerin İzinde yine yeni bir yolculuğa çıktık Nidayi Sevim Hocam ile. Onun deyimi ile Tarihin, köklerin izinde.. Her kitabını ilgi ile okuyorum, yeni bilgiler öğreniyorum, bittiğinde bitmeseydi biraz daha gezseydik diyorum:) Evet yanlış okumadınız gezseydik diyorum, çünkü onunla birlikte Camii'leri, Hisarlar'ı, Ecdad mezarlarını, Namazgah'ları, Sadaka taşlarını Tekke'leri ve geçmişten bugünlere ulaşabilen tarihi çeşmeleri gezmiş kadar oluyorum. Başka bir deyimle okurken yazar ile adeta Tarihe yolculuk yapıyormuş gibi hissediyorum. Yazarımız Nidayi Sevim gezerken karşılaştığı bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutan eserlere çok üzülüyor, onların ayakta kalabilmesi için de daima olağanüstü çabalar gösteriyor. Gerektiginde Belediye vs. her yetkili kuruma dilekçeler yazıyor, ya da sosyal medya aracılığı ile eleştirisini yazıyor. Yani ben kitabımda yazdım, oldu bitti diyenlerden değil, her daim yürekten çaba gösterenlerden. Bu vesile ile yazarın bu duruşunu takdir ediyor ve ona büyük saygı duyuyorum. Böyle güzel düşünen çabalayan insanların sayısının artmasını diliyorum. Sırası tam gelmişken bu konuda hemen kitabından bir alıntı aktarayım; "Târihî ve kültürel mîrâsımıza karşı yaklaşım tarzımız memleketin hemen hemen her köşesinde aynı. Oysa bunlar bizim paha biçilmez değerlerimiz, hazînelerimiz, aynı zamanda dosta düşmana karşı vitrinimizdir. Rahmetli Aliya İzzetbegoviç'in de dediği gibi: "Hakîkî vatansever vatanım diğerlerinden üstün tutan değil, vatanının övgüye mazhar olması için çabalayandır."Her birimiz bu çerçevenin içindeyiz. Hepimizin sorumlulukları var. Elimizi taşın altına koymak zorundayız. Bu durumdan kurtulmamızın başka çâresi yok..." Bu alıntıda bahsettiği gibi, her bireyin sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor. Umarım vatanını milletini seven ve gerektiğinde
Araştırma-İnceleme Tarih
Ahlat'tan İstanbul'a Köklerin İzindeNidayi Sevim · Mavi Yayıncılık · 20251 okunma