Bizimkiler içiyolarmış; her içkiye başlamadan önce
“Lem olum, ne demeye bu zıkkımı içiyozz, tövbe tööbeee.”
— İç lan enük, yeni içiyon sanki; bana başlatan sen değil misin?
— Lan olum, lan çoluk çocuğun rızkı lan, haram lan bu içine ettiğimin!
— Bak şimdi, sıpaya bak, haramı da bilirmiş lan! Haramda alan sen değil misin? Şimdi gel de içek diye çağıran sen değil misin?
— Bağaaa, suyu az koy…
— Susuz götürüyodun, noldu ki laa, çaptan mı düştün?
İşteee, bööle başlarken hep birbirini suçlayarak başlarlar içmeye; ama içmekten geride durmazlar.
Haaa, bi de bizim burda meyhaneye falan gidilmez; açık havada içerler, bi bahçede, izbe bi yerde…
Derken:
— Laa oğlum, şunu bırakalım laaa, ii bi şeyh varmış; ona giden bu meredi bırakıyormuş, derler.
Ve düşerler yola, varırlar o şeyhe; çile çekerler üç beş sene, dergâhta ilim irfan tahsil ederler…
Şeyh çağırır bunları huzura:
“— Siz oldunuz artık,” der. “Varın gidin, burda işiniz tamam…”
Bizimkiler düşer yola. Epey bi zaman sonra acıkırlar:
— Laaa, çıkar da azığımızı, acıktık; ekmeğimizi yiyek.
— Ne ekmağıı laaa, azığımız yok ki!
— Nasssı yani, şey vermedi mi azık neyim?
— Yooo, vermedi; unuttu herhâlde. Gidelim de alalım azığımızı.
Geri döner, varırlar huzura. Kem kümden sonra derler ki:
— Azığımız?