Spoiler içerir, kitap bittikten sonra okumanızı öneririm.
8/10
·280 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:58
Dava, belli bir olay örgüsü barındırmamasına rağmen Kafka'nın modern dünyayı, otoriteyi ve insanın varoluşsal suçluluğunu sorguladığı/sorgulattığı bir başyapıt. İncelemem biraz uzun olabilir çünkü yoğun bir içerikle ilgili yazıyorum. Kitabın arka kapağında bu eserin distopik bir evrendeki hukuk sistemini anlattığı yazıyordu. Kitabı okudukça, aslında son derece realitenin içinden geçen bir roman olduğunu fark ettim. Kitap, Kafka'nın âdeti olduğu üzere "bir sabah aniden" gelişen bir olayla başlar. İki memur, karakterimiz Josef K.nın evine gelirler ve ona artık "tutuklu" olduğunu söylerler. Fakat K., suçunun ne olduğunu asla öğrenemez. Neyle suçlandığını, ne yapması gerektiğini hiç bilmeden bir girdabın içine çekilir. Burada garip olan şudur ki, Josef K. tutukludur ancak yine günlük yaşamına devam etmesine izin verilir yani görünürde bir değişiklik yoktur. İşe gider, evine döner, hayatını temelli değiştiren bir unsur değildir tutukluluğu. Fakat tüm sayfalarda görünmez bir otoritenin gücü dolaşmaya devam eder. Düşünün ki suç yok, suçluluk hissi var. Hangi suçtan yargılandığını K. başta olmak üzere kimsenin bilmediği, sürecin nasıl işleneceği konusunda herkesin bir fikir sahibi olduğu fakat kimsenin hiçbir şeyi düzgünce bilmediği bir ortamda, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan ve bu düzlemde kendisine yabancılaşan karakterimize bizler de eşlik ediyoruz. Kitap ilerledikçe bizler asla bu hukuk sistemi içerisinde 'tam bir aklanma'nın da mümkün olmadığını öğreniyoruz. Yani kişi ne kadar suçsuz olursa olsun, dava bir kere başladı mı artık paçasını asla tamamen kurtaramayacaktır. Kendini kurtarmak için uğraştıkça hukuk sistemine köle olacak, uğraşmadığı takdirde de ezilip gidecektir. En kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir diyen bir yazar vardı, bu söz örgüde çok sık geldi
DavaFranz Kafka · Flipper Yayıncılık · 201863,9bin okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 18:45
Bitti. Kutü'l-Amare Kahramanı Hatıratını Enver Paşanın kendinden 2 yaş küçük amcası Halil Paşanın ve onun nezdinde Tüm Osmanlı Subay ve askerlerinin cesaret, fedakarlık vatan sevgisiyle acılara ölümlere gülerek koşarak giden destansı hayatları olarak yorumluyorum. Fakir ve yoksul Türk çocuklarının Osmanlının askeri yatılı mekteplerinde başlayan ve koskoca bir İmparatorluğun her köşesinde savaşarak sona eren gemgenç hayatları... Alıntıları çıkarırken biraz zorlandım. Çünkü Hatırat olduğu için anlam bütünlüğünü bozmamak için uzun alıntılar çıkarmak zorunda kaldım. Çünkü bu bir roman değildi, bu bir öyküde değildi bu gerçek kahramanların gerçek hatıratıydı. Bu yüzden sevgili okur kardeşlerim bu hatıratta yazan kahramanlıkları, acıları, çileleri, fedakarlıkları vatan sevgisini daha iyi anlatmak için gerçek resimler ve videolar paylaştım. Başlık yorumları yaptım. Duygulandığınız tahmin ediyorum.. Kutü'l-Amare Kahramanı veda ederken her zamanki gibi tüm hatıratı kapsayacak kendimce çıkardığım anafikir alıntıyı paylaşıyorum. "Şimdi artık hem hür bir vatanda serbest bir vatandaş hem de bütün bu hatıralarla yaşayan bir eski askerim. O hatıralar ki mektepten, Abdülhamit'in mahkemelerinden başlar. Makedonya'ya, Tunus'a, Trablusgarp'a İran'a, Kafkasya'ya, Irak'a, Dağıstan'a, Türkistan'a kadar uzanır. Bazen bakarım, bunlar bir hayata sığmayacak şeyler gibi görünür. Ama sığdı işte. ve ben bunların hepsini yaşadım. daima hareketli, daima mücadeleci olarak. Hiçbir zaman, hiçbir yenilgi kabul etmedik. Ümit, heyecan, karar gücü, ihtiras ve hayat ufkumuzun genişliği sınırsızındı. Hayatımın bu akışından memnunum". Kutü'l-Amare Kahramanı Halil Kut Paşa sayfa 243 Timaş Yayınları.........
Kutü'l-Amare KahramanıHalil Kut Paşa · Timaş Yayınları · 201586 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·64 syf.··
2026 152. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 15:57
Türkiye’nin İstiklal Marşı, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmıştır. İSTİKLÂL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl... Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl! Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar; Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar, “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı!
1000Kitap
Uruk'un Ölümsüz Kralı GılgameşRobert Krugmann · Yurt Kitap Yayın · 2003151 okunma
Daha Hür Daha Medeni: Dilin Yamyamlığından Firar Çağrısı
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 19:12
Konuşmanın, her şey hakkında fikir beyan etmenin bu kadar kolaylaştığı ama doğru sözlü olmanın bir o kadar zorlaştığı bir çağda, gerektiğinde susmanın değerini hatırlatan metinler nadir çıkar. Ömer Faruk Paksu’nun kaleme aldığı Niyet Ettim Gıybet Orucu Tutmaya isimli kitap bu hedefe kilitlenmiş. Bir insan hakkında onun hoşlanmayacağı doğruları dile getirmek manasına gelen gıybeti tüm yönleriyle ele alan kitap hem derin bir farkındalık sağlıyor hem de bu kötü alışkanlıktan kurtulmanın çok sayıda yollarını gösteriyor. Kitap sadece dili değil zihni, kalbi ve bütünüyle ruhu disipline eden bir arınma pratiği de öneriyor. Üstelik bu öneri kuru bir ahlâk çağrısından ibaret olmayıp insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkiyi kökten dönüştürmeyi hedefleyen bir inşa süreci. Kitabın en çarpıcı tarafı bence gıybetten uzak durmayı bir “dünyevi bir yasak” olmanın ötesinde bir “uhrevi bir hazırlık” olarak konumlandırması. Bu yaklaşım dünyada tutulan (Meryemvarî) bir oruçla ahiretin iklimine alışma fikri: kötü sözden, suizandan, dedikodudan arınmış bir dil… Çünkü cennette bunların hiçbiri yok. Dolayısıyla bu disiplin sadece bugünü değil insanın ebedî ufkunu ilgilendiren çok kritik bir dönüşüm hikâyesi... Kitapta şu cümle de çok etkileyici ve dönüştürücü: “Gerçek hürriyet her aklına geleni söylemek değil ruhuna yakışmayanı asaletle susturabilmektir.” Bu yaklaşım modern özgürlük anlayışına güçlü bir tashih getiriyor. Hürriyetin ölçüsünü dışa vurumda değil iç denetimde aramanın bir ifadesi. Yazarın ifadesiyle dili bir “kırbaç” gibi kullanmaktan vazgeçip onu sükûtun yumuşak dokusuyla sardığımızda yalnızca çevremiz değil kalbimiz de ferahlıyor. Kitap teorik bir söylemle yetinmiyor; günlük hayatta sıkça rastlanan zihinsel ve dilsel tuzakları da ifşa ediyor. “Gıybet
Niyet Ettim Gıybet Orucu TutmayaÖmer Faruk Paksu · Aile Yayınları · 20264 okunma
9/10
·437 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 23:26
Türk edebiyatında eşine az rastlanır eserlerdendir Esir Şehrin İnsanları. Bana kalırsa "dönem romanı" dediğimiz az sayıda romanımızın da en iyilerindendir. Ne var ki Kemal Tahir'in toplumcu gerçekçi takıntılarından dolayı, bazı yerlerde gerekli gereksiz demeden bilgi vermeye çalışması olmasa muazzam bile diyebilirim. Sanırım üçüncü kez okudum ama yine etkisindeyim. Aşağıdaki gibi bölümler daha çok olsaydı keşke diyorum. "Ben sizin kadar güçlü değilim... Bazen hür olduğumu zannederek sevindiğim oluyor. Esir bir şehrin, hatta esir bir memleketin esirlerinden herhangi birisi olduğumu unutuyorum da..." "İhsan'ın dediği gibi... 'Bir kafese kapatılmış bir kuşla, bir odaya kapatılmış kuşun farkı,' İhsan ben işte böyle teselli eder." (s. 180)
Esir Şehrin İnsanlarıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 201913,3bin okunma
9/10
·438 syf.··
2026 7. kitabı
Ana kahramanımız İnce Mehmed. Köylüye göre zayıf, yazara göre güzel, iyi düşündüğünden dolayı ince. Dağ köyünde yaşayan her türlü zulüm gösteren ağaya karşı gelip eşkıya olan iyi kalpli İnce Mehmed’in hikayesi. Eşkıyalık hayatı çokça anlatılıyor kitapta iyisiyle kötüsüyle. Doğa tasvirleri güzel anlatılmış çalılar, seyrek ağaçlar, kayalar, otlar, ovalar, dereler. İnce Mehmed dağlarda gezerken ben de kendimi trekking yapıyor gibi hissettiğim anlar oldu. Çukurova’yı anlatıyor daha çok da yukardaki köylerini, aşiretleri. İnce Mehmed’in köylünün yararına çok büyük bir ideali var. Toprak ağalığına karşı herkesin kendi toprağına sahip olması. Ağa öldükten sonra ince Mehmed’in etrafında toplanan köylülerin, ağanın ölmediğini öğrenince Mehmed’i kötüleyip Ağamız bir tanedir demeleri ilginçti. Türk insanı bireysellikten özgürlükten çok, başında bir liderin olmasını her zaman istemiştir. Bunun en güzel örneği. Çok edebi bir roman değil. Sekiz puan verecektim ama kendi halkımızın hikayesi olduğu için dokuz verdim. Zulme, adaletsizliğe karşı direnmek gerekir. Bunun içinde bir lider lazımdır. Kitaptan bana kalanlar; -Vay dedi vay Çocukluk. - Koca Ahmet bir dehşet olduğu kadar bir sevgiydi de. Koca Ahmet bu iki duyguyu yıllar yılı bu dağlarda yan yana götürebilmişti. Bunun ikisini bir arada götüremezse bir eşkıya, dağlarda bir yıldan fazla yaşayamaz. Eşkıyayı korkuyla sevgi yaşatır. Yalnız sevgi tek başına zayıf tutar. Yalnız korkuysa kindir. -Sarp yerlerin insanları adım atarken ayaklarını havaya fazla kaldırırlar. Dizleri hizasına kadar. Sonra ihtiyatlı, korka korka indirirler. Buna alışmışlardır. Halbuki, ova insanları tam aksinedir. Ayaklarını yerde sürercesine giderler. -Memede olan olmuştu düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma