Sevgili Deniz Şahin....
"Baba olamayacağım, toprak olmak ne garip duygu..." demiş Ahmet Kaya. Bir diğer yazıda Cemal Süreya;
"Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum. Yıkadılar aldılar götürdüler. Babamdan ummazdım bunu, kör oldum."
diye anlatmış içindeki o tarifsiz boşluğu. Başka bir yazıda Can Yücel şöyle dile getirmiş baba sevgisini:
"Hayatta ben en çok babamı sevdim. Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk. Çarpık bacaklarıyla ha düştü ha düşecek. Nasıl koşarsa ardından bir devin, O çapkın babamı ben öyle sevdim..."
Ne garip değil mi?
Koskoca şairler, koca koca adamlar, kelimelerle dünyalar kuran insanlar bile söz konusu baba olunca eksik kalmışlar. Çünkü bazı acılar vardır, anlatılmaz. Bazı yokluklar vardır, tarif edilmez. Ve bazı insanlar vardır ki öldükten sonra bile hayatımızdaki yerleri hiç değişmez.
Bugün Babalar Günü...
Kimi insanlar babasının elini öpecek bugün. Kimi telefon açıp sesini duyacak. Kimi uzun uzun sohbet edecek, kimi sadece sarılacak. Ama bazı insanlar için bugün sıradan bir gün değil. Çünkü bazı insanların babası sadece mezar taşlarında yazılı bir isimdir artık. Bazılarının ise hiç hatırlayamadığı bir yüz...
İnsan büyüyor aslında.
Yıllar geçiyor.
Saçlarına aklar düşüyor.
Çocukluğu geride kalıyor.
Ama babasını kaybeden bir evlat, kaç yaşına gelirse gelsin içinde hep biraz çocuk kalıyor.
Çünkü baba sadece bir insan değildir.
Bir güven duygusudur.
Sırtını yaslayabileceğin bir dağdır.
Düştüğünde seni kaldıracak bir eldir.
Başardığında gururla gülümseyen bir çift göz, yorulduğunda sığınabileceğin bir limandır.
Ve o liman kaybolunca insan kendini okyanusun ortasında kalmış gibi hisseder.
Bugün belki herkes kutlama yapacak.
Fotoğraflar paylaşacak.
Gülümseyecek.
Ama bazı insanlar sessizce gökyüzüne bakacak.
Belki bir dua