"Ne olursa olsun tek bir tünel vardı; karanlık ve yalnız. Benim çocukluğumun, gençliğimin, tüm yaşamımın içinde geçen o tünel."
Ernesto Sabato'nun Tünel adlı romanı, kadınların muhakkak okuması gereken kitaplardan biri bence.
Anlatıcımız ressam Juan Pablo Castel. Kitabın daha ilk cümlelerinde Maria Iribarne'yi öldürdüğünü öğreniyoruz. Yani mesele cinayetin işlenip işlenmeyeceği değil; bir insanı o noktaya götüren karanlığı anlamak.
Castel hayatı boyunca kimse tarafından anlaşılmadığını düşünüyor. Ta ki Maria'yla tanışana kadar. Maria'nın, onun resminde kimsenin fark etmediği bir detayı görmesi Castel'e ilk kez gerçekten anlaşıldığını hissettiriyor. Ancak bu his zamanla sevgiye değil, saplantıya dönüşüyor.
Kıskançlık, kuşku, kontrol etme arzusu ve takıntılar Castel'in zihnini ele geçiriyor. Kendisinin aşk dediği şey aslında giderek karanlık bir sahiplenmeye dönüşüyor.
Bu yüzden Tünel'i bir aşk romanı olarak değil, saplantının ve kadınlar üzerinde kurulan yıkıcı tahakkümün hikâyesi olarak görüyorum. Günümüzde de ne yazık ki "aşk" adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan hastalıklı takıntılar yüzünden hayatını kaybeden pek çok kadın var.
Belki de Tünel'in en rahatsız edici yanı şu: Castel kendini canavar olarak görmüyor. Yaptıklarını sürekli haklı çıkarmaya çalışıyor.
Ve kitap boyunca insan şu soruyla baş başa kalıyor:
Aşk ile saplantı arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor?