"Mutlu" Prens
9/10
Bu kitaptaki 5 ayrı hikayeyi de ayrı bir şekilde ele alıp incelemek istedim, zira her birisinin vermeye çalıştığı mesaj farklı. Her ne kadar çocuk masalları gibi görünen metinler olsalar da görünenin altında gizlenen, gizlenmeye çalışılan her zaman gözardı ettiğimiz gerçeklerimiz oluyor. İncelemeye geçecek olursak: Dünyada paranın, zevkin, doyumsuzluğun, adaletsizliğin hüküm sürdüğü herhangi bir noktada halkın geri kalanı aç, sefil, silik olmuş kimin umurunda? Tabii ki de kendi dünyasından, gözünün önüne çekilmiş olan perdeden sıyrılabilmiş "mutlu" prensin. Mutlu Prens bana kalırsa bir çağırı niteliğindedir. Gözleri sefahatten, bolluktan körleşmiş "üst" sınıfa bu körlüklerinden bir nebze de olsa kurtulmaları ve kendi çevrelerinde kurdukları bu sefahat perdesinden sıyrılıp asıl dünyayı görmelerini sağlamaları için oluşturulmuş bir çağırıdır. Lakin günümüzde de bu problemlerin devam ettiğini gördüğümüzde o insanların bu çağırıya ne kadar sağır kaldıklarını üzülerek görüyoruz.
Edebiyat
Mutlu PrensOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,9bin okunma
10/10
·224 syf.··
2026 49. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 17:44
Günümüzde sıkça duyduğumuz, hatta çoğu zaman gelişigüzel kullandığımız bir kavram belkide "narsistlik" ama bu kitapla bir kez daha fark ediyoruz ki narsistlik yalnızca kendini beğenmişlik ya da bencillik değil. Bazen bir insanın ruhuna usul usul işleyen, onu kendi benliğinden uzaklaştıran, hislerini ve hatta gerçeklik algısını bile kaybetmesine neden olan görünmez bir savaş gibi.. Melal ve Sadberk'in hikâyeleri ile ele almis Funda hanim bu konuyu. Bu iki hikayede karakterlerin yaşadıkları kırgınlıklardan çok bu kırgınlıkların onların iç dünyalarında açtığı yaralar oldu. Bir süre sonra insanın karşısındaki kişiyi sorgulamayı bırakıp kendisini sorgulamaya başlaması, kendi hislerinden şüphe duyması ve attığı her adım için suçluluk hissetmesi öylesine gerçekçiydi k, birçok okurun satırlar arasında kendinden parçalar bulacağından eminim. Bir insan ne zaman kendinden vazgeçmeye başlar? Bir ilişkinin içinde kendi sesini kaybettiğini ne zaman fark eder insan? Ve daha da önemlisi, kaybettiği o sesi yeniden bulmak mümkün müdür? Sizce... okuru rahatsız eden ama üzerine düşünmeye mecbur bırakan bu soruları karakterlerin yaşamları üzerinden başarılı bir şekilde bizlere aktarmış Funda hanim. Karakterlerin yaşadığı kırılmaları, hayal kırıklıklarını ve iç çatışmaları okurken aslında yalnızca onların hikâyesine tanıklık etmiyoruz. Bir insanın adım adım nasıl yıpratılabileceğini, sürekli eleştirilmenin, değersiz hissettirilmenin ve duygusal manipülasyonun insan üzerinde nasıl bir etki bıraktığını da görüyoruz. İnsan bir sabah uyandığında kendini kaybetmiş olmuyor. Bazen küçük cümleler, bazen görmezden gelinen davranışlar, bazen de yıllarca taşınan yükler birikerek insanın omuzlarına çöküyor.. Melal ve Sadberk iliskillerinde kendini surekli sorgulamalari, kendi hislerinden suphe
Kocam Bir NarsistFunda Uçuk Er · Hayy Kitap · 2025426 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·216 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
Kendimden Özür Dilerim – Miraç Çağrı Aktaş Bazen bir kitap seni değil, senin yıllardır kaçtığın halini yakalar. Bu kitap, içimdeki o herkesi mutlu etmeye çalışan çocuğu buldu. Elimi tuttu ve fısıldadı: “Artık yeter… Sıra sende.” Çünkü çoğumuz aynı hatayı yapıyoruz. Başkalarını kırmamak için susuyor, “İyi insan olayım” diye kendimizi tüketiyor, “Biraz daha dayanırım” diyerek yıllarca kendi kalbimize yük oluyoruz. Sonra bir cümle çıkıyor karşımıza ve bütün savunmalarımız yıkılıyor: “Fazla iyi niyet, insanı kendinden özür dilemeye mecbur bırakır.” İşte o an durdum. Çünkü herkesi anlamaya çalışırken kendimi unutmuştum. Herkesin yarasına merhem olmaya çalışırken kendi yaralarımı görmezden gelmiştim. Ve sonra bir başka cümle… “Yorgunsun çünkü sadece kendini değil, herkesi taşımışsındır.” Belki de bu yüzden bu kadar yorgunuz. Sürekli birilerini kurtarmaya çalışırken, kendimizi geride bırakıyoruz. Bu kitap bana şunu hatırlattı:
Kendimden Özür DilerimMiraç Çağrı Aktaş · İndigo Kitap · 2026217 okunma
Puan vermedi··
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 10:11
5 hikayenin içinde biri beynimden vurdu maalesef. Halbuki niye vuruluyorsun Zweig denildi mi intihar demek zaten. Göbek adı gibi bir şey. İntihar üzerine kafa yorduğum bir şey değil. Eskiden o kadar cesaretli biri değilim derdim şimdi o kadar "..." değilim. Doldurulabilir. Bilemiyorum. Benim hayata bakışım, herhalde Allah'a şükür kaldıramayacağımı yüklemediği içindir, gelen geldiği an, ee şimdi n'apıyoruz? Buradan nereye kırıyoruz? Şimdi hangi kameradayız? Gerçekten böyle. Yoksa kalpten gitmiştim çoktan. Bu hayatta fiziksel imtihanlardan sonra duygusal imtihanlar gelir. Ve bu konuda YL DR değil Prof'um ben. Çünkü . Çünkü uzun hikaye. Bu novella, zengin diyeceğim, bir otelde garson olarak çalışan François adındaki bir gencin yaşantısından onun iç buhranını veriyor. François, otele konaklamaya gelen ve kendisinden sosyal statü olarak çok yüksekte olan aristokrat bir kadına yani bir kontese aşık oluyor ve şahsi kanaatim saçmalıyor. Neden. Aşık olmak kavuşmak demek değil ki. Neden ya. Her sevdiğimizi almak zorunda değiliz. Hem de alamayız ki. Ha uğruna ölecek kadar aşıksan alabilirsin de. O ayrı bir mesele ama almak zorunda değiliz. Kontes bana bakmaz vah beni beni doğru bir yaklşaım değil. HERKES HERKESE BAKAR. Hayatta her şeyin bir yolu vardır. Ben asla gerçekten birbirini seven iki insanın kavuşamayacağına inanmıyorum. Kavuşma yoksa bir taraf eksiktir. BİTTİ. Buradaki durum o bile değil. Kontesi sevmek demek uğruna ölmek demek olabilir mi? Sev ya doya doya sev. Kaburgaların çatlasın öyle sev. Ama ölünce sevemezsin. En sevdiğin şeyi sevmekten neden vazgeçersin? Madem bu kadar güçlü bir duygu sevgi, neden ölmek kadar "an" bir his için vazgeçeyim ????? Şimdi bunu Zweig yazmış ben de allıyorum pulluyorum gibi olmayacaksa; var maalesef böyle şeyler. Bir insanın varlığını
Alıntı
AylakStefan Zweig · İndigo Yayınları · 20191,491 okunma
Tanıştım gölgemle ve sarıldım ona en içten halimle…
10/10
·528 syf.··
2026 99. kitabı
Gölgeyle Buluşma benim için okunup biten bir kitaptan çok, üzerinde çalışılan bir kitap oldu. Hatta kalınlığı yarısı kadar olsaydı bile muhtemelen yine aynı sürede okurdum. Çünkü her bölümden sonra durup düşünmek, bazen geçmişe dönmek, bazen de kendime pek hoşlanmadığım yerlerden bakmak zorunda kaldım. Kitap, Jung’un gölge kavramını merkeze alıyor. Yani insanın görmek istemediği, kabul etmekte zorlandığı, çoğu zaman kendine bile itiraf etmediği taraflarını… Okurken şunu fark ettim: Bir özelliği reddetmek, onun yok olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, fark edilmeyen taraflarımız bazen hiç beklemediğimiz anlarda ortaya çıkabiliyor. Kitabın en etkileyici yanlarından biri gölgeyi yalnızca karanlık taraflarımızla sınırlamamasıydı. Bazı insanların gölgesi öfke, kıskançlık ya da bencillik olabilirken, bazılarının gölgesinde iyilik, merhamet ve şefkat saklı olabiliyor. Bu bakış açısı bana oldukça düşündürücü geldi. Kitapta üzerinde en çok durduğum konulardan biri de buydu. Bazen bir insanda gördüğümüz ve tahammül etmekte zorlandığımız özellikler, aslında kendi gölgemize ait olabiliyor. Kendimizde görmek istemediğimiz ya da henüz fark etmediğimiz yönlerimizle başka birinde karşılaştığımızda verdiğimiz tepkinin bu kadar güçlü olmasının sebebi de bu olabiliyor. Bu bakış açısı, yalnızca başkalarına değil, kendime de farklı gözle bakmamı sağladı. Özellikle aile ilişkileri, eşler, kardeşler, anne-kız ilişkileri ve insanın yakın çevresiyle kurduğu bağlar üzerinden yapılan değerlendirmeler uzun süre aklımda kaldı. Çünkü kitap teoriyi anlatıp geçmiyor; dönüp kendi hayatına bakmanı istiyor. Kitaptaki bazı çalışmalar için tamamen dürüst olacağına güvendiğim birine ihtiyaç vardı. O bölümleri uygulayamadım. Dürüst cevapların canımı yakmasından değil, karşımdaki kişinin gerçekten
Gölgeyle BuluşmaKolektif · Timaş Yayınları · 2022310 okunma
7/10
·120 syf.··
2026 40. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 21:48
Ayn Rand’ın bireycilik, akılcılık ve insanın kendi yaşamını merkeze alması gerektiği düşüncesini savunduğu eserlerinden biri olan Ego, “ego” kavramını olumsuz bir kibir ya da bencillik olarak değil; insanın kendi değerlerini, aklını ve mutluluğunu merkeze alması şeklinde ele alır. Rand’a göre birey, toplumun beklentilerine körü körüne boyun eğmek yerine kendi hayatının sorumluluğunu taşımalı ve kendi doğrularını oluşturmalıdır. Bu yönüyle alışılmış ahlaki kalıpları sorgulamaya iten güçlü bir düşünsel yapı sunar. Ego, aynı zamanda kişinin kendi yaşam anlayışını sorgulamasına neden olan bir kitaptır. “Kendi hayatımı gerçekten ben mi yönetiyorum, yoksa başkalarının beklentilerine göre mi yaşıyorum?” sorusu, eser boyunca zihinde dolaşır. Özellikle özgüven, bağımsızlık ve kişisel hedefler üzerine düşünenler için etkileyici ve düşündürücü bir deneyim sunacaktır. Ancak kitabın savunduğu fikirlerin zaman zaman keskin bir bireycilik çizgisine yaklaşması tartışmaya da itebilir. Genel olarak Ego, bireyin kendi değerini keşfetmesini ve yaşamına sahip çıkmasını savunan, güçlü fikirler barındıran ama aynı zamanda tartışma yaratan bir eserdir.
Edebiyat
EgoAyn Rand · Pegasus Yayınları · 20211,957 okunma