Seni bende, beni sende arayorlar, Beni senden, seni benden tanıyorlar, Bir birim gibiyiz tümünün gözünde, Yarım'larımızı bütün sanıyorlar. Özdemir Asaf
Şiir
Hocam, insanların birinin arkasından konuşup sonra o kişiyle hiçbir sorun yokmuş gibi canciğer kuzu sarması olmasından gerçekten iğreniyorum. Bu, genel olarak böyle işliyor gibi geliyor bana; şimdiye kadar bunun tersini pek görmedim. İnsanlardan uzak durmayı biraz da bu yüzden seviyorum. Çünkü çok genç yaşımdan beri şunu düşündüm: Bugün bana başkalarının arkasından atıp tutan biri, yarın onların masasında da beni meze ediyordur. İsteyen istediği gibi düşünebilir, buna diyecek bir şeyim yok; ama lütfen benden uzakta düşünsün, başkalarını da başkalarıyla çekiştirsin. Bu tarz şeylere beni dahil etmeye çalışmayın lütfen. Sadece kitap soracaksanız buyurun, gelin sorun; müzik önerecekseniz de her zaman beklerim.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Biraz geç biraz erken ama eksiksiz
Sen hayatın benden aldıklarının tam karşılığı gibisin!!! Anna Karenina
İnsan ve Hayat
Her birimiz, kendimizden bile habersiz taşıdığımız sayısız iz'in toplamıyız. Bir bakışta, bir el çekişinde, bir suskunlukta yıllar önce yaşanmış ama adı çoktan unutulmuş bir an'ın gölgesi titrer. Annemizin sesindeki bir tını, çocukluğumuzun bir öğleden sonrasında pencereden vuran ışığın açısı, sevdiğimiz birinin bizi en savunmasız anımızda nasıl tuttuğu ya da nasıl bıraktığı bunların hepsi, biz fark etmeden, içimizde bir dokuya dönüşür ve o doku durmaz; her gün, her karşılaşmada yeniden örülür, söker atar bir ipliği, başka bir yerden yeni bir iplik alır. İnsan dediğimiz şey sabit bir heykel değil, akan bir nehrin üstünde bir an için tutulmuş bir yansımadır. Sen bana baktığında gördüğün, ben sana baktığımda gördüğüm hiçbir zaman tam olarak "ben" ya da "sen" değilizdir; o anki ışıkta, o anki ruh halinde tutulabilmiş bir kesittir yalnızca. İşte bu yüzden, birini mutlak anlamda anlamayı ummak onun bütün katmanlarını, bütün gizli odalarını, kendisinin bile giremediği bodrumlarını eksiksiz görmeyi ummak, sevginin değil, kibrin işidir aslında. Çünkü ben kendimi bile sonuna kadar anlayamıyorum; içimde benden habersiz kararlar veren, benim adıma korkan, benim adıma seven bir derinlik var... O zaman bir başkasını nasıl bütünüyle kavrayabilirim? Bunu kabul etmek, bir yenilgi değil. Tam tersine, en zarif türden bir saygıdır aslında. Karşımdakine "seni tamamen çözdüm" demek yerine, "senin hep bir parçan benim ulaşamayacağım yerde kalacak ve ben bunu güzel buluyorum" diyebilmek, gerçek yakınlık belki de buradan başlar. Anlamayı bırakıp eşlik etmeyi öğrendiğimiz yerden. İki ruh asla birbirine tam değemez; aralarında hep, ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım kapanmayan ince bir boşluk kalır. Ama bütün şiir, bütün dokunma arzusu, bütün o "keşke içine girebilsem" hissi işte o boşluktan
Allah bir kulunu sevince. Ayetler 1- Allah kulunu Sevince Peygamber Efendimiz sav 'e yaklaştırır onu Sevmeyi yolundan gitmeyi bize nasip eder. Ey Resulüm, de ki: 'Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir (çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir).'" (Âl-i İmran, 3/31) 2-Allah kulunu Sevince Tevbe etmeyi nasip eder. Şüphesiz Allah çok tevbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever!” (el-Bakara 2/222) 3-ALLAH sevdiği kuluna sabır ihsan eder kuluda sabırlı olur Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.” (Âl-i İmrân 3 Hadisler 1- Allah kulunu Sevince onu başklarınada sevdirir إِنَّ اللَّه تعالى إِذا أَحبَّ عبْداً دَعا جِبْريلَ ، فقال : إِنِّي أُحِبُّ فُلاناً فَأَحْبِبْهُ ، فَيُحِبُّهُ جِبْريلُ ، ثُمَّ يُنَادِي في السَّماءِ ، فَيَقُولُ : إِنَّ اللَّه يُحِبُّ فُلاناً ، فَأَحِبُّوهُ فَيُحبُّهُ أَهْلُ السَّمَاءِ ثُمَّ يُوضَعُ له القَبُولُ في الأَرْضِ ، وإِذا أَبْغَضَ عَبداً دَعا جِبْريلَ ، فَيَقولُ : إِنِّي أُبْغِضُ فُلاناً ، فَأَبْغِضْهُ ، فَيُبْغِضُهُ جِبْريلُ ، ثُمَّ يُنَادِي في أَهْلِ السَّماءِ : إِنَّ اللَّه يُبْغِضُ فُلاناً ، فَأَبْغِضُوهُ ، فَيُبْغِضُهُ أَهْلُ السَّماءِ ثُمَّ تُوضَعُ له البَغْضَاءُ في الأَرْضِ Allah Teala bir kulu sevdiği zaman Cebrâil’e: “Ben filanı seviyorum onu sen de sev!” diye emreder. Cebrail onu sever ve sonra gök halkına: - Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz, diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır. Allah Teala bir kula buğzettiği zaman, Cebrail’e: “Ben, filanı sevmiyorum, onu sen de
Din İslam
Dert büyük, ben Eyyûb değilim. Ama Eyyûb’un Rabbi benim de Rabbim. Bu yüzden yükün ağırlığına değil, onu taşıtacak olan Rahmet,in büyüklüğüne bakıyorum. İmanımla biliyorum ki sabır benden, şifa O’ndandır; dua benden, deva O’ndandır. Ne imtihanım Eyyûb’unki kadar ağırdır ne de Rabbimin merhameti eksilmiştir. Yeter ki kalbim ümidini kaybetmesin, dilim O’nun dua kapısından ayrılmasın. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat