• "Ya sıtmadan çirkinleşirsem?"
    "Çirkinleş..."
    "Nefret edersen ya benden?"
    "Etmem."
    "Günahıma girdin, beni bırakma olmaz mı?"
    "Ben namussuz değilim, korkma!"
  • ALLAH'IM, beni yalnız bırakma, zorluklar karşısında dayanma gücü ver.Sen varsın, birsin ve bana yetersin!
  • Çünkü belki de sandığımız kadar geride bırakmamıştık birçok şeyi. İçimizde bir şey, bir parçamız olduğu gibi kalmıştı; etrafımızdaki dünyadan korkuyorduk ve -kendimize bundan dolayı ne kadar kızarsak kızalım- birbirimizi bırakamıyorduk.
  • Cebeci İstasyonunda bir akşamüstü
    İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
    Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
    Sıcak bir kara sevda
    Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu
    Acımsı buruk
    Mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
    Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
    Bir saçak altında kararsız yorgun
    Saatlerce duruyorduk
    Kimse görmüyordu bizi

    Cebeci İstasyonunda bir akşamüstü
    Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
    Cebeci İstasyonunda bir akşamüstü
    Bir başka türlüydü bu insanlar
    Sen bir başka türlüydün
    Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
    Gözlerin gözlerimde erimekteydi
    Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
    Beni bırakma diyordun

    Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
    Bir yalnızlık duyuyorduk
    Ağlıyordun ağlıyordun

    Cebeci İstasyonunda bir tren
    Nefes nefese soluyordu
    Gerilmiş bir keman teli gibiydik

    Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat
    Bilmem kaça vuruyordu
    Bir yağmur yağıyor inceden ince
    İçimizdeki binbir düşünce
    Harmanlar misali savruluyordu
    Islanmış bir ceylan yavrusu gibi
    Tiril tiril titriyordun
    Gitsek gitsek diyordun

    Yüreğimin atışından deli gönlümce
    Sırılsıklam paramparça permeperişan
    Türküler söylüyordum
    Ağlıyordun ağlıyordun

    Şimdi şimdi seni düşünüyorum
    Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor serin
    Paramparça düşmüş gönül ufkuma
    İki yıldız gibi gözlerin
    Gel ey ciğerime saplanan hançer
    Gel ey yüreğime oturmuş kurşun
    Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
    Gel artık
    Ne olursun

    Yavuz Bülent Bakiler

    Kendi sesinden ⤵

    https://m.youtube.com/...3s&v=G_qtxCdkm2c
  • Yalnız bırakma beni bu paragrafın başında
    Bu boşluğu bir masal doldurmaz

    Didem Madak
  • Bu kitaba ilk başladığım zaman aşırı mutluydum. Çünkü Kan ve yıldız ışığı Günlerinden sonra bu kadar akıcı bir şey okumak (okumaya başlamak) çok iyi hissettirmişti. Ben ilk kitabı 1.5 yıl önce okumuştum ama genel olarak detaylar hariç kitabı hatırlıyordum ve sevmiştim. Genel olarak serinin ilk kitaplarını hep severim. Çünkü ilk kitapta karakterler yeni tanışır, böyle ilk heyecanlar, ilk öpüşmeler… kısaca bunlar beni hep heyecanlandırır.

    Neyse sonra Sarai bittikten sonra, ilk çıktığı zamanlar okuduğum için henüz diğer kitaplar yoktu ve biri gelip sorsa bu serinin bu kadar devam edeceğini tahmin eder miydin?

    Hayır, derdim hiç düşünmeden. En fazla 3, taş çatlasın, çok zorlasam 5 derdim ama maşallah Sarai bastı gaza gidiyor. En son 7. Çıktı galiba. Neyse bu kadar fazla birikince ben de pahalı oldukları için bir daha almamıştım ve Zehra teyze verebileceğini söyleyince ben de olur demiştim. Öyle yeniden bulaşmış oldum yani seriye.

    Izabel’e başladığım an yine heyecanlıydım. Kayıp gidiyordu kitap. Yazar da başlarda bir yerde, klişelerden uzak durmuştu. Victor soğuk ve sert bir karakter olmasına rağmen Sarai’yi aylar sonra gördüğünde özlemini yenememiş ve onu öpmüştü. Odanın içinde ‘helal be sana!’ diye bağırmıştım. Ancak kitap ilerledikçe gerçekten beni bir şok dalgası aldı götürdü…

    Soruyorum sana yazar. İnsanlar bu kadar kısa bir süre de bu kadar çok değişebilir mi?

    Önce Victor’den başlayalım. Kendisi bir tetikçi. Sert. Soğuk. Acımasız. Yazar bu adamı ne yapmış, biliyor musunuz? Tek bir söylediği sözle size durumun kötülüğünü anlatacağım.

    Victor, Sarai’nin oyununa gelerek ona aşkını ilan ediyordu.

    “GİDEMEZSİN SARAİ! SANA İHTİYACIM VAR!”

    Gerçekten ağzım açık okudum. Bu mudur yani?

    Ben Sarai’ye insan değilmiş gibi, kadınları ezer biçimde kullansın demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Böyle bir karakterin bu kadar kısa sürede bağıra ağlaya bu tür şeyler söylemesini baya gerçeklikten uzak buluyorum sadece.

    Sarai’ye ne demeli peki? Sen nasıl bir insansın acaba? Bir insan adam öldürmeye bu kadar çabuk alışabilir mi? Daha kötüsü, buna bu kadar meraklı olabilir mi? Resmen okurken çıldırdım.

    Bildiğiniz gitti. Ben adam öldürmek istiyorum, dedi. Bu hayatı seçtim, dedi.

    Sonra birde gidiyor Victor’e beni eğit diyor. Adam ‘okey, eğitiriz, sıkıntı yok,’ diyor. Gerekli olan şeyleri yapıyor. Sonra Sarai hanım çok biliyormuş gibi, ‘bana bu saçma şeyleri neden yaptırıyorsun, ben senden beni eğitmeni istemiştim,’ diyip çemkirmeye başlıyor. Ya sen bir sussana, diyorsunuz. Adam zaten onu eğitmek için yapıyor ama bizim Sarai’miz direk öldürmek, vakit kaybetmek istemiyor.

    Yıldım gerçekten.

    Sarai & Victor tartışmaları beni zaten benden aldı. Kitabı yarısında şu kavgayı okuduk.

    ‘’Bana hiç güvenmiyorsun, Victor. Bunu yapabilirim.’’

    ‘’Tamam, güveneceğim.’’

    ‘’Bırakıyorum, Victor. Benim yüzümden herkes ölüyor.’’

    ‘’Bırakma. Hata yapabilirsin.’’

    ‘’Bana yalan söyleme, Victor. Yapamayacağımı biliyorum.’’

    Anlayacağınız La havle çeke çeke okudum. Kitabın dörtte üçü buydu.

    İyi ki para vererek okumuyorum seriyi. Yoksa daha da sinirlenirdim.

    Diyeceklerim bu kadar. Şuan 3. Kitabı okuyorum ve hala sıkılıyorum. Resmen eziyet.

    Umarım düzelir. Başka bir şey istemiyorum…