Huzursuzluğun Kitabı hakkında çokça yazıldığını düşünürsek, sadece kitabı alıntılar bırakarak yorumlayacağım. Sizler okudunuz mu? Okuduysanız nasıl buldunuz?
“Kendi yüzünü görememeli insan, çünkü bundan daha korkunç bir şey yok. Doğa insana hem kendine, hem de kendi gözlerinin içine bakamama yeteneğini bahşetmiş.
İnsan sadece akarsularda ve göllerde seyredebilirdi yüzünü. Ve bunu yaparken vücudunun alması gereken şeklin de simgesel bir anlamı vardı. Kendini görmek denen o alçaklığı yapmak için suya sarkmak, eğilmek zorundaydı.
Aynayı her kim icat ettiyse, insan ruhunu zehirlemiştir.”
“Yalnızlığım bir mutluluk arayışı değil, çünkü yapımda yok mutlu olma yeteneği; hiç kaybetmemiş olanlar dışında kimsenin elde edemeyeceği huzur da değil peşinde koştuğum; bir uyku arayışı benimki, bir silinme isteği, utangaçça bir reddediş.”
“Tanıdığım en sahici, bundan dolayı da en büyük gezgin değildi sadece; aynı zamanda karşıma çıkmış en mutlu insanlardan biriydi. Sonradan ne olduğunu bilmediğime üzülüyorum, daha doğrusu, üzülmem gerektiğini hayal ediyorum; aslında hiç önemi yok, çünkü bugün, onu tanıdığım kısacık dönemin üzerinden on yıl, belki daha fazla zaman geçmişken, o artık bir yetişkin olmuştur: Görevlerine bağlı biri, hatta belki evlenmiştir, toplum içinde herhangi bir rolü olan su katılmamış bir aptala dönmüştür – ölüdür kısacası, yaşarken ölmüştür. Ve bedensel olarak yolculuğa çıkmak gibi bir salaklık da yapmış olabilir, oysa zihninde ne kadar iyi gezerdi.”
“Aralarından bir yabancı olarak geçtim, ama hiçbiri öyle olduğumu anlamadı. İçlerinde casus olarak yaşadım, ama kimse –ben bile– benden şüphelenmedi. Beni akrabadan saydılar: Kimse doğum sırasında karıştırıldığımı bilmiyordu. Böylece hiçbir benzer yanımız olmadığı halde ötekilere benzedim, hiçbir aileye ait olmaksızın