Diğer kitaplar mesai saatiyse bu kitap öğle arasıydı, diğer kitaplar hafta içiyse bu kitap hafta sonuydu, dönem ortasında insanları dinlendiren şubat tatiliydi, şehrin keşmekeşinden bıkıp dingin, huzurlu bir tatil köyüne gittiğimde hissettiğim o duyguydu bu kitap benim için. Tam anlamıyla bir dinlenme kitabıydı.
Böyle lirik bir kitap okumaya çok ihtiyacım varmış. Kitaptaki kasaba hayatları, manzaralar, eski insanların gerçek sevdaları bana ilaç gibi geldi. Uzun betimlemeler, doğanın içindeki evler, güzel benzetmeler, anadolu türkçesiyle konuşmalar... Çok severek okudum bu kitabı. Kitaptaki kasaba manzaralarını ne kadar severek okuduysam orada yaşayan insanların zihniyetine de bir o kadar üzüldüm. Kitabın 72. sayfasındaki "Ah bu küçük kasabalar. Her biri bir gizli sevda cehennemi." alıntısı üzüntümün sebebini açıklamaya yetiyor. Kitapta Ali ve Münire hariç kavuşabilen yok. Bunun da tek sebebi küçük kasabalardaki insanlar, basma kalıp yargılar, adaletsizlikler, dedikodular, ayıplamalar... O büyük sevdaların kavuşmasının önündeki tek engel hep diğer insanlar ve onların düşünüp konuştukları oluyor. Kitap, 14. sayfadaki "Birbirlerini sevmişler lakin ilerisi karanlık." cümlesinin etrafında dönüyor diyebilirim. Buna rağmen kitaba umutsuz bir hava hakim değil. Bulunduğu yerde tutunamayınca ardına bakmadan çekip gidebilen gözü pek Ali ve onun kaderini yaşayan oğlu Mustafa'nın yürekliliği umut taşıyor kitaba.
Son olarak kitabın zaman akışı müthişti. Ne çok hızlı ne çok yavaştı. Kitabın, Mustafa'nın başından geçenleri yazmaya başladığı günde bitmesi bende tebessüm bırakan hoş bir detay oldu. Şimdilik kitabımın kapağını kapatıp kitaplığa kaldırdım ama ileride tekrar okumak isteyeceğimden adım gibi eminim. Yıllar önce kitabın aynı isimli filmini de izleyip beğenmiştim. Kitabı da,
Uzun zamandır bir M. Kemal Sayar kitabı okumak istiyordum. Yazarın dilini, düşüncelerini, çizgisini anlayabilmem için güzel bir başlangıç oldu bu kitap. Bence bir yazarı tanımak için yapılabilecek en güzel başlangıç deneme yazılarını okumaktır. Bu yüzden deneme kitaplarını oldum olası sevmişimdir. Bu kitabı da sevdim ama bitirmem çok uzun sürdü. Belki de henüz yüzleşmeye hazır olmadığım konularda yazmış olması beni kitaba ara vermeye itmiştir.
Yazarın, modern yaşam koçları veya popüler kişisel gelişim kitaplarının öğütlediklerinin tam karşısında bir duruşu var. Dünya için çok büyük bir anlamımızın olmadığını ama bir dosta içten gülümsememizin kelebek etkisi misali birçok insanın gününü kurtarabilecek güce sahip olduğunu, hepimizin kusurları olduğunu bu yüzden mükemmeliyetçiliğin bizi çürüteceğini, "ben" odaklı değil "biz" odaklı yaşamamız gerektiğini, gerçek aşkı kusursuz olan ve fani olmayan Hak'ta bulacağımızı, kapitalist tüketim kültürünün bizim kadim değerlerimize ne kadar zıt olduğunu, vermenin almaktan üstün olduğunu, hayatta mal mülk peşinde koşmaktan çok daha ulu gayelerimiz olması gerektiğini bize babacan bir dille, sohbet edercesine öğütleyen bir kitap bu.
Kimi cümleleri beni kitabın kapağını kapatıp 15-20 dakika düşünmeye ve sorgulanmaya itti. 2021 yılında gençliğini yaşayan biri olarak, unuttuğum bazı hisleri bana hatırlattı diyebilirim. Bu yüzden kitap, kapağından ve isminden çok daha derin yazılar içeriyor. Şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum.