SİNEKLERİN TANRISI: İNSAN DOĞASI VE TOPLUM ÜZERİNE
İnsan doğası nasıldır? Doğası gereği insan iyi midir, kötü müdür? Yoksa ikisi de sonradan öğrenilen bir şey midir? İnsan ilkel halinde nasıl bir düzen içerisine girer? William Golding Sineklerin Tanrısı adlı kitabında bu soruları yanıtlamaya çalışır.
Benim burada dikkat çekmek istediğim iki filozof vardır. Bunlar: J.J. Rousseau ve Thomas Hobbes’tur. Fransız filozof Rousseau insanların doğal olarak kibar, iyi olduklarını ancak insanların kötülük yaratan yönetimler sonucu yani uygarlıklar sonucu kötü olduklarını savunuyordu. Ancak kitapta bu düşünce hayat bulmuyor. Hatta bu düşünceyi yok etmeye çalışıyor gibi. Çocuklar her türlü kuraldan, iktidardan, devletten izole ıssız bir adadalardır. Ayrıca burada yer alan çocuklar henüz gelişim çağındalardır. Burada çocuklar yerine yetişkinler olsaydı onlar tecrübeleri ile hareket etmeye çalışacaklardı. Ama çocuklar toplumun öğretilerinden biraz daha uzaklardır. Yani çocuklar kendi iç güdüleri ile hareket etmektedirler. Tıpkı Rousseau’nun düşüncesindeki gibi çocuklar insanın en doğal halini temsil ediyor aslında. Kitabın ilk bölümlerinde çocuklar barışçıl bir düzen içinde hareket etmeye çalışsalar da içlerinde bulunan kötülük duygusuna, vahşet duygusuna, bencillik duygusuna engel olamıyorlar. Zaten kitabın sonunda cennet gibi bir adanın cehenneme dönmesi de bunun bir kanıtıdır.
Madalyonun bir diğer tarafında ise Thomas Hobbes var. Hobbes’a göre insan doğası üç temel çatışmaya dayanır: “rekabet, güvensizlik ve şan şeref kazanma isteğidir.” ( Hobbes, Leviathan, s.s 94). Hobbes’a göre doğal yaşam bir kargaşa, savaş ortamıdır. Çünkü doğal ortam tüm insanların eşit olduğu bir ortamdır. Böyle bir ortamda insanların can ve mal güvenliği yoktur. İnsanlar kendilerini savunma haklarına