Merak duygusunun asla peşimizi bırakmadığı, keyifli bir okuma oldu benim için. Yazar kitabı ilk olarak tefrika halinde yazdığı için her bölüm bitişi sonraki bölümü merak etmemizi sağlıyor.
.
.
Gelelim kitabın ne anlattığına. Michael Henchard, eşi Susan ve minik kızı Elizabeth Jane’i alkolün de verdiği yetkiyle belli bir ücret karşılığında hiç tanımadığı bir denizciye satmasıyla başlıyor kitap. Sabah uyanınca yaptığına pişman oluyor fakat artık iş işten geçmiştir. Hatasının altında o kadar eziliyor ki ona bu hatayı yaptıranın içki olduğunu düşünüp bir daha içmeyeceğine dair yeminler edip içkiyi bırakıyor. Öyle ki bu karar hayatını değiştirme yolunda attığı ilk adım olup yeni hayatının önünü açıyor. Yıllar sonra saygın, sevilen bir başkan olarak çıkıyor karşımıza. Hatalarından ders çıkarıp hayatını temize çektiğini düşündüğümüz anda nasıl da benzer hatalar yaptığını merakla okumaya devam ediyoruz.
Kaderimizin yolunu çizenin aslında karakterimiz olduğunu biz değişmedikçe değişen şartların bizi etkilemediğini, her hatanın bedelinin eni sonu ödendiğini vurguluyor yazar kitabında.
.
Öncelikle söylemeliyim ki inanılmaz akıcı bir kitap, karakter derinlikleri de çok sağlam kurgulanmış. Kitap bitince hiçbir karaktere dair tek bir soru işareti kalmıyor aklımızda. Tüm yönleriyle tanımış oluyoruz onları. Severek okudum, özellikle son zamanlarda hiçbir şey okuyamıyorum diyen herkese kitaba bir şans vermesini tavsiye ederim.
“
Kim öfke hisseder ve harekete geçmezse sadece salgını yayar.” Polonyalı yazar Olga Tokarczuk’tan okuduğum ilk kitap ile karşınızdayım. Sonuncu olmayacak o belli. İnanılmaz etkilenerek okudum, diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Kitabın anlatıcısı ve ana karakteri Janina altmışlı yaşlarda, kentten uzak bir köyde münzevi hayatı yaşayan bir kadındır. Kışın köyü terk eden komşularının evlerine sahip çıkmak, William Blake çevirileri yapmak (ki kitabın adı buradan geliyor.), okuldaki çocuklara İngilizce öğretmek günlük uğraşlarıdır. Doğaya ve doğadaki tüm canlılara karşı aşırı hassasiyeti olan bu kadın aynı zamanda astrolojiye de meraklı. Geleceğin getireceklerini, geçmişte olanların sebeplerini anlamlandırmak için gezegen ve yıldızların hareketlerini gözlemleyip çıkarımlarda bulunuyor. Rutin hayatı komşusu Koca Ayak’ın evinde ölü bulunması ile değişmeye başlıyor. Pek hoşlanmadığı komşusunun ölümü köyü esir alan esrarengiz ölüm silsilesinin sadece başlangıcıdır. Kitap bu noktadan sonra derdi katili bulmak olmayan bir cinayet romanıma dönüşüyor aslında. Derdi katili bulmaktan çok katili bu yola sürükleyenleri anlatmak aslında. Kitap bize insanın tabiattan ne kadar uzaklaştığını, işi doğa ile çatışmaya kadar getirdiğini en yalın haliyle anlatıyor. İnsanın doğadaki diğer canlılara ve birbirlerine dayattıkları üstünlük yarışının yansıması ancak bu kadar güzel aktarılabilirdi. Özetleyecek olursak kendini savunamayan canlıların savunucusu olmaya soyunmuş Janina’nın maceralarını okuyoruz. Janina sistemin sağlamadığı adaleti kendi getirmeye çalışan bir anti kahraman bana göre. Yazar canlıların yaralı olma gibi bir görevinin olmaması gerektiğini yaşam vizyonlarının yaşamaktan ibaret olduğunu