Okumaktan acayip keyif aldığım bir konunun farklı bir versiyonuyla karşılaşmak inanılmaz mutlu etti beni. Dünyanın neresinde olursan ol kadın olmanın, anne olmanın, eş olmanın sırtımıza yükledikleri üzerine kurulu kitabımız. Kitap üzerine konuşmaya başlamadan önce bana “Geber Aşkım” (ki bence benim bu konu üzerine okuduğum en sert , en gerçekçi şey olabilir.) ve yakın zamanda okuduğum “Dün Bahardı” yı anımsattı. Leda orta yaşlarında, akademisyen, yıllar önce boşanmış bir annedir. Arka arkaya iki kız çocuğu dünyaya getirmiş, eşi tarafından desteklenmemiş, yalnız bırakılmış , zorluklarla baş edememiş, bazen kendini bazen kariyerini feda etmek zorunda kalmış bir annedir. Kızlar belli bir yaşa geldikten sonra babalarıyla yaşamaya karar verir ve Leda üstünden yük kalkmış,hafiflemiş hisseder. Mini bir tatile çıkıp özgür hayatının tadını çıkarmak ister. Gittiği tatilde Napoli’li geniş bir aileyi bir film izler bir kitap okur gibi gözlemler. Bazen empati kurar, bazen öfkelenir. Ve sonra farkına varır ki kendi çocukluğu ve anneliğiyle yüzleşir bu aile sayesinde. Anneliğin bir peri masalı, kusursuz bir piyes olarak anlatılmadığı kitapları gördükçe çok mutlu oluyorum. Benim için çok keyifli bir okuma oldu. @erenyucesancendey çevirisi yine yanıltmadı, çok tatmin etti. Kitaba Puanım: 8/10
@everestyayinlari @erenyucesancendey #elenaferrante #karanlıkkız #italyanedebiyatı #neokudum #anneolmak #kadınolmak
Benim gibi siz de İskandinav edebiyatının sakin ama derinlikli yanını seviyorsanız bu kitabı gönülden öneririm. Anne ve babasını kaybetmiş, yalnız kalmış iki kardeşin öyküsünü anlatıyor kitap. Mattis ve Hege yerleşim yerinden ve insanlardan uzak bir evde yaşarlar. Hege örgü örerek kendine ve zihinsel engelli -bana göre ise çocuk ruhlu- kardeşi Mattis’e bakar. Hege hem tüm sorumluluğu tek başına taşımaktan yorulduğundan hem de bir gün kendisine bir şey olursa, kardeşinin başını belaya sokmadan yaşaması için onu hayata hazırlamaya çalışır. Bir işe girip para kazanması için onu teşvik eder. Lakin Mattis bu işe pek sıcak bakmaz. Korkuları vardır ve bunlar yersiz değildir. Dışlanmaktan, hor görülmekten, gülünç duruma düşmekten korkar. İçten içe bir gün düşüncelerini kontrol edebileceğini düşler. Evinin üzerinde uçan çulluk kuşunu bir şeylerin değişeceğine ve mutlu olacaklarına dair bir işaret olarak algılar. Ve bir gün her şey değişir. Ne demiş Tolstoy: “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Ve o yabancı iki kardeş arasındaki tüm dengeyi değiştirir. Çok severek okuduğum bu hikayeyi gönülden tavsiye ediyorum.